Actions

Work Header

Rating:
Archive Warning:
Category:
Fandom:
Relationship:
Language:
Türkçe
Stats:
Published:
2025-08-13
Words:
3,642
Chapters:
1/1
Kudos:
2
Hits:
61

sarmaşık

Summary:

Yaman, Cesur ve Umut sokakta beraber büyümüşlerdir. Yaman günün birinde ailesini bulduğunda üçünün hayatı da değişir. Yaman'ın kardeşlerinden biri Cesur'un daha önce birkaç kez madde sattığı Alaz'dır. Bu durum ikili arasında bir sır olarak kalır çünkü Cesur torbacılık yaptığını Yaman'dan; Alaz da uyuşturucu kullandığını ailesinden saklamaktadır. Birbirlerinden hiç hazzetmeyen Alaz ve Cesur, Yaman nedeniyle sık sık karşılaşmak zorunda kalırlar ve araları oldukça gergindir. Fakat öte yandan gün geçtikçe Cesur Alaz'ın aklını karıştırmakta, Rüya'ya olan ilgisinin azalmasına neden olmaktadır.

Bir gün Alaz annesiyle kavga eder, kendini dışarı atar ve Cesur onu tesadüfen bulur.

Work Text:

Saymadan karşısındaki adamın eline verdiği para karşılığında aldığı poşet bu gece zihnini derin karanlıklara sürükleyecekti. Hiçbir şey düşünmeden o karanlığın, sis bulutunun, hayal âleminin içine dalmayı öyle çok istiyordu ki hiç vakit kaybetmeden, daha adam motoruna atlayıp gaza basarken şeffaf poşetin içindeki hapları ağzına attı. Kaç tane hap olduğunu saymamıştı. Sayıların bir önemi yoktu. Annesiyle ettiği kavgadan sonra kaç bardak içtiğini de saymamıştı. Belki saymalıydı. Kaç bardak içki ve kaç minik hap sonrası içindeki bu eksiklik hissini yok edebileceğini bilirdi böylece.

"Hop, hop, hop!" Nefes nefese, koşarak yanına ulaşan gencin geldiğini, omzuna tutunarak kendini frenleyene kadar fark etmemişti bile. Tam dibinde duran bir çift mavi gözü bir milyon olan kafasına rağmen hemen tanımıştı. Cesur'du bu. Abisinin sokaktan kardeşi ve Alaz'ın eski torbacısı.

"Ne yapıyorsun lan sen?" Alaz'ın avucundaki boş poşeti ortaya çıkarınca hayal kırıklığıyla kapadı gözlerini Cesur bir an. "Zıkkım iç, zıkkım!"

"Sen nereden çıktın ya?" Sarhoşluğunu ortaya çıkaran yuvarlak kelimelerle kaşlarını çatmış bakıyordu Cesur'a. Bir an burada değilken birden gökten düşmüş gibi dibinde bitmişti adam. Alaz'ın bulanık aklı için fazla anlamsızdı bu durum. Üstelik bir süredir olur olmadık anlarda düşünceleri arasına sızdığı oluyordu bu kurbağa prensin ve bu nedenle Alaz onun gerçek mi hayal mi olduğunu anlamakta zorlanıyordu.

"Kaç tane aldın?" Alaz'ı umursamadan daha fazla kızmaya hazırlanarak sordu. Bir saniye boyunca cevap gelmediğinde sesini yükseltti. "Kaç tane aldın cevap ver!"

"Siktir git lan." Derken birkaç adım geriye yalpaladı Alaz. Gerçek bir anda olduğuna büyük oranda emin olmuştu. "Yavşak." Elindeki boş poşeti Cesur'un yüzüne doğru fırlattı beceriksizce. Arkasını dönüp gitmek istediğinde Cesur tarafından omzundan çekilerek tekrar ona dönmeye zorlandı.

"Kusacaksın onları, yürü!"

"Sana ne lan sana ne?" Cesur'u omzundan itti ancak kuvveti pek yerinde değildi, Cesur sarsılmadı.

"Eve dönmen lazım, bu hâlde gidemezsin hadi!"

"Sen kimsin lan? Sen kimsin de ben seni dinleyeceğim sümük!"

"Dua et Yaman'ın kardeşisin yoksa-"

"Ne yapacaksın?" Alaz'ın eli Cesur'un yakasına yapışmış, Cesur Alaz'ın ceketinin omzundan kavramış boy farklarına rağmen birbirlerine dikleniyorlardı. İkisinin gözlerinde de şimşekler olanca şiddette çakıyordu. "Değilim o piçin kardeşi! Ne yapacaksın?"

"Ulan iki tane çaksam kaldırımı yalayacaksın, hâlâ dayılanıyorsun! Yürü, edebinle çıkaracaksın midendeki zehri hadi!"

Küfür kıyamet çekiştirmeye başladı Alaz'ı. Henüz birkaç gün önce garsonluk yapmaya başladığı mekan hemen yakındaydı. Mesaisinin başlamasına da çok az kalmıştı ama önce Alaz'ı adam edip eve yollaması gerekiyordu.

Başka bir gün olsa umrunda olmazdı. Alaz'la daha önceden tanışıyor olmalarına rağmen Cesur için Yaman'ın biyolojik kardeşi olmasından başka bir vasfı yoktu Alaz'ın. Ona da saygı duymazdı aslında, Yaman ailesini bulduğu günden beri Alaz Yaman'a dünyayı dar ediyordu. Cesur'a kalsa böyle kardeşlik olmaz olsundu ama atsan atılmaz satsan satılmaz bir şeydi şu aile.

Şeytanın yeryüzü şubesi olan bu kardeş müsveddesi de Yaman'a denk düşmüştü işte. Cesur buna katlanmak zorundaydı zira Yaman da Cesur için vazgeçilmezdi. Bir Yaman'ı bir Umut'u vardı hayatında, onların mutluluğu için her şeyi yapardı. Bu Alaz itine katlanmak olsa bile, yapardı.

Bir saat kadar önce, işe gelmeden önce malikaneye uğrayıp Yaman'ı görmüştü. Ondan öğrendiğine göre bugün anneleri Neslihan Soysalan'ın doğum günüydü ve Alaz bugünün de içine etmişti. Annesiyle kavga edip çıkmıştı evden ve kimse ona ulaşamıyordu o saatten beri. Cesur, Alaz'ın başına bir şey gelmeyeceğine adı gibi emin olarak teselli edici birkaç söz etmişti Yaman'a, sonra da işe gitmek üzeri çıkmıştı. Alaz'a ne olabilirdi ki? Kötüye bir şey olmazdı. Zerre endişe duymamıştı.

Çalıştığı mekana doğru yürüdüğü esnada görmüştü Alaz'ı motorlu bir adamdan paket alırken. Gizli saklı yürüttükleri iş farkında olmayan birinin dikkatini çekmezdi, Cesur ise Alaz dahil olmak üzeri pek çok insana kuytu köşede aynı paketlerden dağıttığı için anlaması hiç güç olmamıştı.

Alaz'dan hapları alıp onu eve yollamak amacıyla adımlarını hızlandırırken Alaz'ın pakette ne var ne yoksa ağzına attığını gördüğünde koşmuştu yanına ancak yetişememişti. Öldürecekti kendini aptal çocuk, hem de annesinin doğum gününde.

Alaz'ı çekiştire çekiştire mekanın tuvaletine götürüyordu şimdi çünkü Yaman'a acıyordu. Zaten hayat boyu bin bir çeşit zorlukla mücadele etmiş olan Yaman'ın tam rahata erdim derken tadını kaçıran parazitler olmasın istiyordu hayatında. Alaz'ın yokluğunun daha çok işe yarayacağını bilse sıkacaktı gırtlağını fakat varlığı ayrı yokluğu ayrı dertti.

Bir de annesine acıyordu. Bir annenin mutsuzluğuna kıyamazdı Cesur. Bu herif kendi öz anasına nasıl kıyıyor aklı almıyordu.

"Geç şuraya!"

Bar tuvaletine zorla soktu Alaz'ı. Sokakta bir köşeye kusturabilirdi onu ama Alaz'ın zorluk çıkaracağını bildiğinden onu daha rahat zaptedebileceği bir yerde olmak istemişti. Boş tuvalette kaçacak bir yeri ve rezil olacakları insanlar yoktu.

"Bela mısın oğlum sen?"

"Doğru bildin, belayım. Sen insan gibi görünüp evine dönene kadar da ayrılmıyorum başından!"

"Sikicem seni de derdini de!" Mırıldar gibi ettiği küfürlerden sonra Cesur'u aşıp kapıya ulaşmak istediğinde Cesur onun adım attığı köşeye geçip önünü kapattı. Sonra diğer yana adımladı ama Cesur bu defa o yöne geçerek tekrar gitmesine engel oldu.

"LAN SİKTİR GİT DİYORUM, ANLAMIYOR MUSUN LAFTAN!"

"Ne göt herifsin oğlum sen?" Dedi Cesur Alaz'ın sınırına geldiği sinir krizine aldırmadan. "İnsan annesinin doğum gününde onu üzer mi lan? Evdeki herkesin huzurunu sikip atmışsın bir de gelip burda kendi keyfine bakıyorsun."

"SANA NE AMINA KOYAYIM SANA NE? SANA NE BENİM ANNEMİN DOĞUM GÜNÜNDEN!"

Cesur kendini kontrol etmeye çalışarak nefesini verdi. Alaz'a bulaştığı için çoktan pişman olmuştu fakat Alaz'ın bir ailesi vardı, onun için endişelenen insanlar vardı. Onlar için tuttu kendini.

"Hayırdır ya?" Diye daha normal bir sesle devam etti Alaz. "Yaman abin Soysalanmış diye sen kendini bizim aileden falan mı sanıyorsun? Bu aile mevzuları aşar seni Cesur çocuk, anlamadığım şeye yorum yap-"

Cesur yumruğunu Alaz'ın ağzına geçirip cümlesini tamamlamasına müsade etmedi. Hem hırsından yapmıştı bunu hem de Alaz'ı etkisiz hâle getirebilmek için. Tam da düşündüğü gibi normal zamanda Alaz'ı bu kadar etkilemeyecek yumruk sarhoşluğu nedeniyle adamı iki seksen yere sermişti.

Yarı baygın düştüğü yerde kalan adamı kollarından tutup çekiştirerek tuvalet kabinine soktu ve klozetin dibine oturmasını sağladı.

"Çıkar midendekileri, hadi."

"Rahat bırak beni."

İçtiği kadehler, midesine gönderdiği haplar ve Cesur'dan yediği yumruk iyice sersem etmişti onu. Sızmamıştı ama sızıp kalmanın kıyısındaydı. Haplar etkisini gösterdiğinde birkaç saatliğine enerjisine kavuşacağı anları bekliyordu. O anlarda mutlu olacaktı. Sonra daha derin bir mutsuzluk çukuruna düşecekti.

"Şşşt aloo!" Cesur'un elleri başını iki yandan tutmuş hafiften tokatlıyordu onu. Zar zor baktı adamın yüzüne. "Kurtulamazsın benden Alaz, dediğimi yap."

"Kurtulamıyorum senden." Diye mırıldandı, ardından kaşları çatıldı. "Niye kurtulamıyorum senden? Niye bırakmıyorsun peşimi?"

Alaz'ın sayıklamaları daha geniş zamanları sorguluyordu fakat Cesur bunun farkında değildi.

"Yaman'ın kardeşisin." Dedi ve sonra ufak bir gülümsemeyle tamamladı. "Maalesef."

"Yaman'ı da abiliğini de kardeşliğini de sikeyim!" Öfkeyle geveledi ağzında. "Hayatımı mahvetti."

"Sen kafayı kırmışsın he! Baban seni bir hastaneye yatırsın. Takmışsın Yaman'a... Ne yaptı Yaman sana bu kadar?"

"Hayatımı mahvetti."

"Sanki çok matah bir hayatın varmış gibi..." Sırtını kabinin duvarına yaslamış, ayaklarını ileriye uzatmış oturan genci süzdü şöyle bir. Onu ilk gördüğü günü anımsıyordu. Henüz Yaman'ın Soysalan olduğundan habersizlerken gecenin bir vakti, bir ara sokakta avcuna bir paket tutuşturup ondan parasını alırken yüzüne çok dikkatli bakmamıştı. Yalnız, gitmeden hemen önce göz göze gelmişlerdi. Sadece bir an için, Alaz'ın bir yarısına sokak lambasının ışığı vuran yüzüne baktığında aklının orta yerine bir yıldırım düşmüş gibi çarpıldığını unutamıyordu. Çok derinlere gömdüğü ve bir daha hatırlamak istemediği bir histi fakat unutması mümkün olmamıştı. "Yaman gelmese de öldürecektin kendini aynı böyle, hayat mı kalacaktı o zaman?"

"Ölseydim keşke." Çocukça bir inattı sözleri. "Hepiniz rahat ederdiniz."

"La havle!" Bıkkınca yüzünü sıvazladı Cesur. Bu akşam hiç şımarık bir zengin çocuğunu eyleyecek havası yoktu. Başka bir akşam da olmazdı. Ama Alaz başına kalmıştı işte.

"Yeter hadi." Derken yakasından tutup klozete doğru yaklaştırdı Alaz'ı. "Kusturacaksın kendini yoksa ben sokacağım parmağımı boğazına şimdi!"

Cesur'un cümlesi aklında bambaşka bir kompozisyonla canlandığında sırıttı Alaz. Cesur'un parmaklarının ağzına girmesine bir itirazı olmazdı. Sadece parmakları da değil-

"Ne sırıtıyorsun gevşek gevşek? Kime diyorum şşşt?"

Alaz aklından geçenlerin sadece sarhoşluğundan kaynaklı olmadığını biliyordu bir şekilde. Cesur'da tiksindiği, nefret ettiği, küçümsediği ne kadar şey varsa onu gördüğü ilk andan beri Alaz'ı ona çeken bir o kadar şey de vardı. Bir erkeğe de aynı bir kadına olduğu gibi hisler besleyebileceğini liseden beri bildiği için aklına onunla ilgili üşüşüp duran fantezileri garipsememişti. Ancak garip olan öznenin Cesur olmasıydı.

Cesur... Ne vardı ki onda? Alaz'ın içinde tahmin bile edemeyeceği kadar derin dürtüleri harekete geçirecek, ona dokunma ihtiyacını karşılamak için kimi zaman gereksiz yere kavga çıkaracak kadar delicesine bir arzuyu okşayan ne vardı Cesur'da? Alaz'ın olduğu her şeyin tam tersi olmasından dolayı bir zıtlık çekimi mi mevcuttu? Farklı mı geliyordu Alaz'a? Belki bir şekilde yasak? Tüm o cazibesini nereden alıyordu? Bir kere öpse onu büyü bozulur muydu?

Onu öpse Cesur'un nasıl tepki vereceğini düşününce daha çok güldü. Cesur'la eğlenirdi elbette ama sadece bunun hayali bile kalbinin hızlanmasına sebep olurken gerçekleşirse kendi vereceği tepkiyle hiç de eğlenemeyeceğini düşünüyordu.

"Ulan senle mi uğralacağım be! Ne hâlin varsa gör! Öl, geber burda bir başına!"

Cesur söylene söylene çöktüğü yerden kalkıp kabinden çıktı. Hatır gönül de bir yere kadardı. Tuvalet kapısına doğru birkaç adım attığında ise duyduğu öğürtü sesiyle durdu. Kendi kendine gülümserken topukları üzerinde döndü. Zaten gitmeyecekti.


*

Alaz midesini boşalttıktan sonra Cesur onu lavaboya zorlukla götürüp yüzünü yıkamasına yardımcı oldu. Daha doğrusu bununla uğraşmayıp Alaz'ın kafasını doğrudan musluğun altına eğerek kafasını komple yıkamasını sağladı. Soğuk suyun etkisiyle Alaz biraz daha kendine gelmişti. Yine de çok iyi olduğu söylenemezdi. Cesur'un elinden kurtulup zemine çöktü yine. Cesur ona biraz zaman tanırken bir yandan da iş başı yapmadığını düşünüyordu. Alaz'ı taksiye bindirip malikaneye göndermek içine sinmiyordu, bizzat eliyle teslim edesi vardı. Alaz'ın sağı solu belli olmazdı çünkü.

"Kalk. Eve bırakacağım seni."

"Gitmeyeceğim."

Bu defa başka bir inatlaşmanın içine gireceklerini anlayınca Alaz'ın yanına çömeldi Cesur. Uğraşmayabilirdi ama Yaman için, Neslihan için... İtiraf edemese de biraz da Alaz için...

"Neden?" Diye sordu onu zorlamak, dövmek ya da bağırmak yerine sakince. Ayıldığı için daha insan gibi konuşulabilecek bir hâldeydi şimdi. Islanmış saçları daha koyu bir renge dönmüş, saçlarından yüzünden boynuna, omuzlarına damlalar dökülüyordu. Dizlerini kendine çekerek oturduğu zeminde kollarını da dizlerinin üzerinden ileri atmış karşıya bakıyordu boş boş. Omuz silkerek cevapladı Cesur'u.

"Annenin doğum günü bugün." Sanki Alaz bilmiyormuş gibi hatırlattı. "Gitmek zorundasın."

"Değilim." Derken bileğine bağladığı mavi renk fuları çözüyordu bir eliyle. "O da benim doğum günlerime gelmedi."

Cesur ne diyeceğini bilemedi. Alaz'la bu tonda ve bu açıklıkta konuşmaya alışkın değildi. Keşke Alaz 'sana ne' deyip de ittirseydi onu, sonra bir kavga bir dövüş yaka paça taksiye bindirseydi Alaz'ı. Böylesi tam onlara göre ve çok daha kolay olurdu. Alaz'ı anlamak, onun yaralarını görmek istemiyordu. Gözünde hep küstah, kendini beğenmiş, züppe Alaz olarak kalması çok daha iyi olurdu. Çünkü o böyle konuştukça, derinlere gömdüğü o ilk bakış yeniden canlanıyordu zihninde ve başka başka şeylere de hayat veriyordu.

"Ona bunu aldım bugün." Diye devam etti Alaz iki eliyle tuttuğu ipek fuları işaret ederken. "Bir keresinde dağ evine gitmiştik biz küçükken. Ali kaybolduktan sonra annemin yeni yeni toparlamaya başladığı zamanlardı. Annem, babam, ben, Çağla, Ece... Ailecek bir aradaydık. Annem yine sık sık dalıp gidiyordu ama bizimleydi ilk defa. Çok uzun zaman sonra bizimleydi. Babam mangal yapmıştı, sofraya hep beraber oturmuştuk. Babam bizi güldürüyordu, annem bile gülüyordu. Annemin ne kadar güzel güldüğünü o gün tekrar hatırlamıştım." Anlatırken avcuna doladığı fuları kaldırıp gösterdi yine. "Böyle bir bandana bağlamıştı annem saçına, hiç unutmuyorum. Çok yakışmıştı... O günden sonra hep öyle olacağız sanmıştım, aile gibi... Ama o gün ilk ve sonmuş."

Sessiz kaldı Cesur. Bu da dert mi be oğlum diyebilirdi başka bir zamanda. Kimileri anasının yüzünü bile hatırlamazken senin en azından yanıbaşında annen... Ancak Alaz'ın sesinde öyle büyük bir kırgınlık vardı ki Cesur ağzını açamıyordu.

"Dağ evinde anneme sürpriz hazırlamıştım doğum günü için." Dediğinde, Cesur gerçekten şaşırdı. "Yine öyle olabiliriz diye... Yaman'ı bile çağıracaktım. Ailecek birlikte olacaktık." Dudağının sol yanı kıvrıldı acılı bir tebessümle. "Ama annem biricik oğlu ve o adamla kutlamayı seçti bugünü." Düşünmesine gerek olmadan anladı Cesur hangi adam olduğunu. Hayatlarına yeni giren ve Yaman'ın öz babası olan Güven Aydın.

Güven, Neslihan ve çocuklarla olabilecekleri bir organizasyon yapmıştı aslında. Hayri Baba'nın meyhanesinde birlikte yemek yiyecekler, pasta keseceklerdi. Yani bugün için hazırlanmış iki organizasyon vardı ve Neslihan birini tercih etmek zorunda kalmıştı. Neslihan kimsenin gönlü kırılmasın diye dengeli olmaya çalışmıştı ama Alaz'ın kalbi annesine zaten çoktan kırıktı.

"Sizi de davet etmişler ya, niye öyle diyorsun?"

"Lütfetmişler!" Ters ters söylendi Alaz. "Kendi annemin doğum gününe onlardan davet mi bekleyeceğim ben?"

Alaz'ın bu tavrı Cesur'a şımarıkça geliyordu fakat bir yandan da Alaz'ın sandığı kadar duyarsız, sandığı kadar sığ bir herif olmadığını görüyordu. O da bir şeyler yaşamıştı, o da bir şeylere kırgındı ve belli ki o da biraz ailesiz, biraz annesiz büyümüştü.

"Gitmeyecek misin şimdi sen bu gece eve?"

"Gitmeyeceğim."

Cesur bir dakika düşündükten sonra kalktı yerinden. Alaz'ın dibinde ayakta dikilirken elini uzattı ona. "İyi, hadi o zaman, kalk."

Anlattıklarından sonra Cesur'un hâlâ onu götürmeye çalışmasına biraz içerlenerek ona kaldırdığı gözlerini çevirdi Alaz.

"Gelmiyorum." Diye direttiğinde Cesur gözlerini devirdi.

"Bar tuvaletinde sızıp kalmak bizim küflü evde uyumaktan iyi diyorsan, sen bilirsin."

Yeniden gözlerini yukarı çevirdi Alaz ufak bir şaşkınlıkla. Cesur istemsizce gülümsedi.

"Vazgeçmek üzereyim." Oyunculukla söyledi ve Alaz bunun farkında olarak gülerken Cesur'un uzattığı eli tutarak ayağa kalktı.

*

Gözlerini yabancı bir yatakta açtığında korkuyla dikildi yattığı yerden. Bu ani hareketiyle başına saplanan ağrı nedeniyle başını elleri arasına alması bir olmuştu. Dün geceyi ve Cesur'un onu alıp bu eve getirdiğini hatırlayınca içi rahatladı hemen sonra.

Cesur onu buraya getirip üzerindeki kusmuk ve kan olmuş kıyafetleri yerine giyebileceği bir şeyler verdikten sonra çıkmıştı odadan. Alaz da üzerini değiştirip Cesur gibi koktuğunu fark ettiği kıyafetlerle Cesur gibi kokan yastığa koymuştu başını. Cesur onu buraya getirmemiş olsa berduş gibi bir kenarda sızacağını biliyordu. Ona ne kadar kızmış olursa olsun bir oda, bir yatak ve temiz kıyafetler verdiği için biraz minnet duymadan da edemiyordu.

Yataktan çıkıp seslerin geldiği mutfağa adımladı. Cesur tezgahta arkası dönük bir şeyler yapıyordu.

"Günaydın." Diyerek kendini belli etti Alaz, Cesur muhtemelen onun geldiğini bakmadan anlamış olacak ki hiç tedirgin olmadı.

"Günaydın." Diye cevapladı hemen onu ve dilimlediği beyaz peynirin olduğu tabakla beraber ona döndü. "Yüzünü yıka da gel. Kahvaltı hazır."

Cesur yanından geçip salona giderken onu izledi Alaz uyku mahmurluğu ve çatılmış kaşlarıyla. Üzerinde Cesur'un kıyafetleriyle Cesur'un kahvaltı hazırladığı bir güne uyanmak aklını bulandırmıştı bir an için. Başını iki yana sallayıp tuhaf histen kurtulmaya çalıştıktan sonra daha çok ayılabilmek için banyoya ilerleyip yüzünü yıkadı.

Biraz sonra Cesur'un kurduğu kahvaltı masasına ufak bir yabancılık çekerek oturdu. Aslında bu eve girip çıkmışlığı vardı, dedesi ona ceza verdiğinde evin sahibi gibi yayılmıştı hatta şimdi köşesine oturduğu koltuğa. Ama Cesur'la baş başa olmaktan tedirgin olan bir tarafı vardı ve ayrıca Cesur'un onun toplayıp buraya getirmesinden dolayı mahcubiyet duyuyordu. Kendinde pek sık rastlamadığı bu duygu ayarlarını bozmuş, gevşekliğini kısa süreliğine rafa kaldırmıştı.

"Ne o öyle, yeni gelin gibi oturuyorsun?" Derken çayları koyuyordu Cesur. Alaz'ın üzerindeki rahatsızlığı fark etmişti bir bakışta. "Başlasana."

Cesur'un direktifiyle masaya göz attı sonunda Alaz. İştahlı değildi, zaten sofra da iştah açmıyordu. Orantısızca doğranmış bir tabak beyaz peynir, beceriksizce kesilmiş domates ve salatalıklar, şekilsiz siyah zeytinler, biraz helva ve küçük bir kase de vişne reçeli vardı. Cesur'un taze aldığı ekmek elle bölünerek ikiye ayrılmış, bir parçası Alaz'ın önüne bırakılmıştı. Bir de masanın köşesinde simit poşeti açılmadan duruyordu. Cesur'un standartlarında oldukça zengin olan bu kahvaltı, Alaz için göz doyurucu değildi. Yine de Cesur'un onun için kahvaltı hazırlaması içini hoş etmişti.

"Nereden başlayacağımı düşünüyorum." Diyerek Alaz'lığını buldu kendi içinde ve takıldı genç çocuğa. "Mükellef bir sofra, kıyamıyorum yemeye."

"Kusura bakmayın prens hazretleri, kuş sütü sağmayı unutmuşum. Bu defalık affediverin."

"Bir daha olmasın uşak." Ekmeğinden bir parça koparırken gülüyordu Alaz, Cesur ise onun sevimsiz esprisine göz devirip koltuğun diğer kenarına oturdu.

"Bir daha olmaz zaten." Cesur simit poşetine uzanırken mırıldandı, Alaz duymuştu ne dediğini. Ağzındaki lokmayı ağırca yuttu. Doğru, diye düşündü. Bir daha olmazdı. Yandan gözlerle poşetten simitleri çıkaran Cesur'u izliyordu. Dün denk geldikleri için, Yaman için, yardım eli uzatmıştı Cesur ona ama o kadardı hepsi. Bu kahvaltıdan sonra tekrar her zamanki Alaz ve Cesur olacaklardı.

Cesur, çıkardığı simitlerden birini ikiye bölüp bir yarısını Alaz'ın tabağına bıraktı, diğer yarısını da kendi ısırdı. Daha bir parça ısırdığı an, elindeki simit Alaz tarafından kapılınca şaşkınca kalakaldı bir an.

"Ne?" Dedi Alaz ağzı doluyken. "Bana yanık tarafı vermişsin." Tabağındaki simit elindekinden daha pişkin değildi aslında. Alaz Cesur'un ısırdığı taraftan kendisi de ısırdı ve Cesur onu izlerken hiçbir şey olmamış gibi masadaki kahvaltılıklarla ilgilenmeyi sürdürdü. Simit parçasının kalanını vişne reçeline batırıp tekrar yerken üzerindeki sweatshirte reçel damlattı.

"Ağzında delik mi var lan? Ne biçim yemek yiyorsun?" Cesur huysuzca söylenirken Alaz da başını eğip kirlettiği yere baktı. "Bir de beyaz ya! İzi kalır bunun!"

"Ne kıymetli malın varmış, alırız yenisini! Hayret bir şey!"

"İstemez! Al senin olsun sen kullan!"

"Ne yapayım ben senin kokuşmuş kıyafetlerini!"

"Beğenmiyorsan çıkar lan! Sana insanlık yapanda kabahat!"

Ciddi ciddi birbirlerine bağırmaya başladıkları sırada Alaz birden gülmeye başlayınca Cesur ne olduğunu şaşırmıştı.

"Ne gülüyon oğlum?" Derken modunu pek kaybetmemeye çalışsa da şaşkınlığı hiddetini örtüyordu.

"Yaman'la sizi sokakta ilk gördüğümde," dedi Alaz gülmeyi bırakıp ufak bir tebessümle. "Sen benim kıyafetlerimi giyiyordun. Şimdi ben senin kıyafetlerini giyiyorum."

Cesur da güldü ufak ufak bu duruma. "Öyleydi dimi?" Derken çok uzak olmasa da sanki üzerinden yıllar geçmiş bir hatırayı anımsıyor gibiydi. Hemen sonra işi şakaya vurup artistlendi. "Ama seninkiler bana daha çok yakışmıştı kabul et."

"Hadi lan! O ceketi gömleği korkuluğa giydirsen iyi durur, kaç para haberin var mı senin? Asıl şu pazar mallarını iyi taşıyabilmek meziyet -ki ben de onu çok iyi başarıyorum."

"Bak ne diyor hâlâ! Çıkar lan çıkar! Vermiyorum sana kıyafetlerimi! Çıkar!"

Alaz'ın üzerine atlayıp üstündekileri çıkarmaya çalışırken ve Alaz buna izin vermezken bir itişme yaşanıyordu aralarında. Koltuğun kenarında oturan Alaz kaçmaya çalıştığı esnada yere kapaklanırken Cesur da onu rahat bırakmayıp üzerine çullanmıştı. İtiş kakış içerisinde kavganın şiddetini değil, bir eğlencenin kahkahalarını taşıyorlardı. Birbirlerini boğmaya çalıştıkça gülüyor, güreş müsabakasını aratmayan bir dalaşmaya giriştikçe girişiyorlardı.

Aniden, Alaz'ın sırtı yerde kalırken ve Cesur Alaz'ın tam üzerindeyken göz göze geldiler. Hareketli itişmeleri nedeniyle ikisi de nefes nefeseydi. Gülüşleri küçüldükçe küçüldü. Dünyanın kendi etrafındaki dönüşleri yavaşlamış gibi ağır bir zaman akışına geçtiler.

Cesur'un gözleri öyle maviydi ki Alaz ona bu kadar yakın, bu kadar dikkatle maruz kaldığında boğulur gibi olmuştu. Denizin dibine dalmakla eş değer bir nefes kesiciliği vardı bu gözlerin. Aklında bu denli yer edinmesinin en büyük nedeni bu olmalıydı. Bir kez baktı mı derinlerine çekiyordu.

"Cesur?" Denildiğini duydukları zaman an dağıldı. Dış kapının kapanma sesi geldi ve Cesur zıplayıverdi yerinden. O kadar hızlı bırakmıştı ki Alaz'ı geride, Alaz zeminde olmasına rağmen düşer gibi hissetmişti.

"Prenses!" Çağla salonda onları bulana kadar ikisi de ayaklanmışlardı. "Hoş geldin."

Çağla eşikte durup Cesur'u cevaplarken gözleri Alaz'daydı. Alaz'ın yüzü düşmüş, suratı huysuzca asılmıştı.

"Biz de tam kahvaltı yapıyorduk." Dedi Cesur bir şey saklamaya çalışırcasına aceleyle. "Gelsene sen de?"

Alaz, dişlerini sıka sıka tekrar koltuktaki yerine kendini bırakırken kız kardeşinin gelip de iki kişilik sabahlarına eklenmesine mi bozulmuştu yoksa Cesur embesilinin Çağla'ya kayan ilgisine mi, bir cevabı yoktu. İkisinin de umrunda olmaması gerekirdi fakat rahatını kaçıran bir his çoktan kan akışına katılmıştı bile.

"Alaz..." Diyerek yaklaştı Çağla. "Niye açmıyorsun telefonlarımı? Burada olduğunu Cesur haber vermese ölecektim meraktan!"

Alaz'ın gözleri Cesur'a kayınca Cesur da sanki bunun geleceğini bilirmiş gibi ona bakıyordu. Ancak Alaz'la göz göze geldiği an önüne dönüp kaçırdı gözlerini.

"Buradayım işte." Dedi keyifsizliğü son derece sözlerine sinerken. "Merak edecek bir şey yok." Sonra da yerinden kalktı pat diye. "Ben üzerimi değiştireyim, gidelim."

"Kahvaltı ediyorduk?" Dese de Cesur peşinden, Alaz çoktan salondan çıkıp evin tek odasına girmişti.

Odanın kapısını kapattıktan sonra elleriyle yüzünü sıvazlayıp kendine gelmeye çalıştı. Cesur'un Çağla'yı buraya çağırmasında ne vardı şimdi? Alaz'ı alıp götürsün diye çağırmıştı. Bunda kızacak, bozulacak ne vardı?

"Saçma sapan..." Diye mırıldandı başını iki yana sallayıp. Eve gittiğinde iyi bir uyku çekip dün geceyi ve bu sabahı sonsuza kadar unutmak istiyordu.

Üzerindekini çıkarıp kendi gömleğini giymek için uzandığı sırada odanın kapısı açıldı birden. Alaz elinde tuttuğu gömlekle yarı çıplak dururken Cesur da açtığı kapının aralığında durdu. İçeri girip girmemek arasında tereddüt etse de çok geçmeden içeri adımladı.

Alaz hiçbir şey olmamış gibi gömleğini giyme işine döndü fakat bir kez daha sinirleri bozulmuştu. Cesur'un gözleri bir kez olsun vücuduna kaymış olsa, Alaz'ı böyle gördüğünden biraz utanmış olsa keyiflenecekti. Ancak Cesur için hiçbir şey ifade etmeyen bir bedendi. Arzularını harekete geçirmeyen, aklından geçenler nedeniyle yüzünü kızartmayan, belki de dokunmayı düşündüğünde midesini bulandıran bir görüntüydü.

"Ne giyiyorsun pis pis onları, kalsaydı ya üstündekiler."

"Ck." Gömleğinin düğmelerini iliklerken Cesur'dan tarafa bakmıyordu Alaz. "Çul çaputla gezecek değilim dışarıda."

Cesur tanıdık Alaz'ın dönmesiyle gülümsemeye çalışsa da istediği kadar hoşlanmamıştı onun dönüşünden.

"İyi." Dedi sertçe ve Alaz'ın çıkardığı sweatshirtü çekti yatağın üzerinden. "Ne bok yersen ye. İnsanlık da yaramıy- n'apıyorsun lan?"

Alaz altındaki eşofmanı indirince Cesur gerilmiş ve hemen arkasını dönmüştü. Bu tepki Alaz'ın keyfini yerine getirdi. Pantalonunu eline alırken sırıtıyordu.

"N'oldu? Bilmediğin bir şey mi?"

"Mal mal konuşma! İbne miyim ben?"

Ağzından çıkanı söyleyene kadar fark etmemişti. Derinde bir yerden, geçmişten hatırlamak istemediği bir anıdan fırlayıp ulaşmıştı dudaklarına. Oluşan sessizlik büyüdükçe geri almak istedi söylediğini. Öyle değildi. Ama bunu Alaz'a bu şekilde söylemek canını sıkmıştı. İlk bakışta yüreğine konuşlanan ve kat kat sakladığı o his göz kırptı bir yerlerden.

Böyle söylememeliydi. Fakat söylemişti.

Alaz'ın pantalonunun fermuarını çektiğini duyunca tekrar onunla yüz yüze geldi. Alaz'ın yüzünden ne düşündüğü anlaşılmıyordu. Alaycı, yamuk bir gülümsemeyle bakıyordu.

"Değilsin tabi Cesur." Dedi abartıyla başını sallayıp. "Çok delikanlısın, korkma."

Yataktaki ceketini kaptığı gibi Cesur'un yanından geçip odadan çıktı. Biraz sonra Cesur demir kapının kapanma sesini de duydu. Alaz ve Çağla'nın gittiği işaretini aldığında gözleri içsel bir yıkımla kapandı.

Neden umursuyordu onu da bilmiyordu. Alaz'dı bu. Her şeyin en kötüsünü hak ediyordu. Kalpsiz, vicdansız biriydi. Züppenin, şımarığın, şerefsizin tekiydi.

Ama annesini özleyen bir çocuktu aynı zamanda. Aynı Cesur gibi.

Dün gece gördüğü Alaz'ı unutmalıydı. Anlattıklarını unutmalıydı. Nasıl baktığını unutmalıydı. Alaz'ın ne işi vardı zaten aklında? Neden böyle kötü hissediyordu şimdi Alaz tekrar ona Alaz gibi davranmaya başladığı için?

Başını iki yana sallayıp uzaklaştırdı aklında Alaz'a dair her ne varsa. Onun üzerinden çıkan kıyafetleri bir çırpıda aldı eline doğruca yıkanacakların arasına atmak için. İşi gücü yoktu bir de onun kirlilerini temizleyecekti!

Kıyafetleri eline aldığı sırada yatağın başına asılmış kumaş parçasına takıldı gözleri. Mavi bir fular. Diğerlerini bırakıp onu aldı sadece eline. Hayatında hiç dokunmadığı kadar yumuşak ve kaliteli bir kumaştı. Cesur'un dokunması bile suç sayılabilirdi böyle bir şeye. Kimse yakıştırmazdı ona böylesini. Elinde görseler çaldığını düşünürlerdi. Öyle uzak, öyle ulaşılmaz bir şeydi.

Parmaklarını gezdirdi kumaşta. Alaz bunu annesine verecekti ama verememişti. Alaz'ı tekrar gördüğünde ona bunu geri vermeliydi. Kumaşı burnuna yaklaştırdı, Alaz'dan bulaşmış kokuyu içine çekti.

Bunu Alaz'a geri vermeliydi. Ama hiç vermedi.