Actions

Work Header

Cappuccino

Summary:

Butik bir kafenin sabah vardiyasında görebileceğiniz baristası Dazai Osamu, bir sabah bir süredir görmediği birine bir fincan kahve hazırlar.

Work Text:

Sabahları rutin belliydi.

Kilitli kapıyı açar, hemen sol tarafta kalan küçük depoya gider ve ceketini çıkarıp geceleri uykusunu tam alamadığı için esnemeye devam ederken yarı kapalı gözlerle önceki akşam diğer çalışanların kapattığı şalterleri kaldırır, depodan çıktığında aydınlanan kafenin içine hızlıca göz gezdirerek bar arkasına geçerdi. Buraya kadar basitti, bar arkasında ise makinelerin hepsini çalıştırması gerekirdi. Vitrine tatlıları dizmeden önce geniş espresso makinesinin tozunu alır, makineyi çalıştırır, boşa iki shot espresso çekerdi ve bu da makinenin ısınmasını sağlardı, soğuk makine ekşi espresso verirdi çünkü.

Bar arkasında makineler çalışmaya başladığında, sırada sabah temizliği olurdu, bütün bunları kendi başına üstlenirdi ve bunun açıklaması basitti: açılış vardiyasına kendisi gönüllüydü ve burası Yokohama'da küçük bir işletme olduğundan fazla müşterisi de olmazdı. Akşamdan ilaçlanan bezleri temiz suda yıkadıktan sonra barın birkaç köşesine bıraktı, çalışırken bar haliyle kirlenirdi, değil mi?

İki tane beyaz tel tokası ile yüzüne düşen acı kahve saçlarının bir tutamını sağ kulağının arkasına tutturup yüzünün bir kısmının açılmasını sağlandıktan sonra, sessizce denetim defterini doldurmaya koyuldu. Daha sonrasında filtre kahve için ön hazırlık ayarlayacaktı. Birazdan rutin müşterileri sabah kahvesi için gelirdi.

Günün ilk müşterisi, tahmini üzerine gizem romanı yazarıydı. Bu adam, kaygı dolu bir yazar olmasının yanı sıra aynı zamanda ümitsiz bir aşıktı.

"Günaydın, Dazai-san. Yine tek misiniz?" diye nazik bir ses tonuyla sorarak içeri girdi. Sorusunun cevabını kendisi bulmak ister gibi etrafına bakındı.

Her zamanki gülümsemesini takınıverdi barista, müşterisi kasaya yaklaşırken o da yerini aldı. "Günaydın, Poe-san." Başıyla hafifçe onayladı karşısındaki beyefendiyi. "Bu sabah tekim, hafta içi neticede."

"Anlıyorum..." Bugün yine gergin duruyordu kendisi. Kasanın arkasındaki barista doğrudan bu beyefendinin yüzüne baktığında, gözlerinin altındaki torbaların her zamankinden şiş olduğunu rahatlıkla görebiliyordu. "Umarım sizin için yorucu olmuyordur."

Müşterisinin kibar endişesi karşısında elini hafifçe iki yana salladı barista. "Bu rutini seviyorum." diye açıkladı hızlıca. "Bugün ne istersiniz?"

"Kafeinsiz çekirdeğiniz varsa... son zamanlarda kalbimde çarpıntı yapmaya başladı sanki." Derin bir nefes alıp vermişti ardından.

"Biraz var ama..." Tek kaşını kaldırdı barista. "Durum böyleyse size bitki çayı da hazırlayabilirim, Poe-san. Biraz gevşetir."

Bu teklifin ardından tedirginlikle başını iki yana salladı yazar. Sanki korkunç bir teklif almış gibiydi. "İşte o olmaz... gevşememeliyim. Lütfen... kafeinsiz bir Long Black alayım."

Kafeinsiz bir Long Black tuhaf bir istek sayılabilirdi fakat bu adamın mizacı da isteği gibi tuhaf olduğundan, aslında kendisini tamamlıyor gibiydi.

Barista siparişi hazırlarken genç yazar, barın diğer tarafında onu izliyordu. Daha çok, söylemek istediği bir şey var gibiydi; bunu fark eden barista, yeni öğüttüğü on sekiz gram kahveyi portafiltreye özenle tamperlerken aralarındaki sessizliği yazarın içten içe arzuladığı gibi bozuverdi.

"Biraz tedirgin gibisiniz, Poe-san. Ah, taslağınızı mı teslim ettiniz?" diye sordu.  Önceki gün bundan bahsediyordu çünkü.

Cevap olarak derin bir iç çekme duyunca sorusunun cevabını almıştı aslında. Fakat endişeli yazar konuşmaya devam etti. "Aslında bitirdim, gözden geçirdim fakat bir türlü cesaret edemiyorum." Dudakları tereddütle aralık kalmış olsa da, ufak bir çekingenlik ile açıklamasına bir cümle daha ekledi. "Kalemimden çıkacak en kaliteli romanı kendisine adayarak hislerimi açıklamak istiyorum."

Kaşlarını hafifçe kaldırarak tepki vermişti buna kahveyi fincana doldururken barista. "Ooh, bu oldukça... hoş." Fincanı dikkatlice kahvesini bekleyen yazarın önüne koydu. "Fakat Poe-san, fikrimce kendisine emek verdiğiniz bir çalışmanızı armağan etmeniz Ranpo-san için fazlasıyla kıymetli olacaktır, bu yüzden endişelenmeniz gerektiğini düşünmüyorum."

"A-ah, öyle mi dersiniz..?"

Genç yazarın açıkça paniklemesi yüz gülümsetecek cinstendi, iki eliyle fincanı kavrarken aklından birçok düşüncenin geçtiği barizdi. Ufak bir teşekkür çıkmıştı dudaklarının arasından. Bir süre fincanda kahve ile bakışmasının ardından, aşk itirafı için topladığı cesaretiyle kahveyi tek dikişte içivermişti, fincanı heyecanla tabağına bırakıp dış kapıya yöneldi.

"Kahve çok lezzetliydi-- ah, bir de teşekkür ederim, Dazai-san! Size kolay gelsin!"

"Afiyet olsun~."

Günün ilk müşterisi heyecanla dükkandan çıkıp uzaklaştığı sırada, barista onu tebessümle izlemişti.

Krem rengine boyanmış duvardaki ahşap saate göz gezdirdi, saat neredeyse öğlen on bire geliyordu, her zamankiden daha sessiz bir gün geçiyordu. Belki tıp fakültesi öğrencisi Yosano Akiko uğrardı, fakat onun da son senesi olduğu için kahve içmek için bile dışarı çıkmaya fırsat bulamıyordu, bir süredir ortalıkta yoktu.

Müşterilerle arkadaş olduğu ona kalsa pek sayılmazdı, sadece hazırladığı kahveler aracılığıyla pek çok insan tanırdı. Şikayetçi değildi, biraz olsun kafa dağıtmış oluyordu.

Tam bu sırada, dış kapının ufak zili tekrar çınlamış olsa da içeri giren adımlar duymamıştı, tüm vücudu ile döndü Dazai Osamu, kapıdaki müşterisine gülümsedi.

"Hoş geldiniz--"

Fakat bu, her zamanki müşterilerinden değildi, yine de bir şekilde tanıdık bir yüzdü. Bu kişiyi tekrar görebileceği ihtimalini dahi düşünmemiş olacaktı ki Osamu, müşterileri karşılarken takındığı gülümsemeyi takınamamış, hatta biraz yüzünü ekşitmiş bile olabilirdi. Neyse ki kapıda duran adam da ona aynı şaşkınlıkla bakıyordu.

"Ah, Dazai Osamu." dedi sesinde gizlemediği bir hayretle.

"Nakahara Chuuya." diyerek gözlerini kıstı kahveli barista da.

Kapıda dikilen kızıl adam, Nakahara Chuuya, bar arkasında gördüğü yüz ile içeri girmemeyi düşünmüştü ki bundan vazgeçti hızlıca, belki bu şekilde kafasını biraz dağıtabilirdi. Ağır adımlarla içeri girdi.

"Hoş geldiniz." dedi Osamu, karşısında dikilen spor ama pahalı giyimli adama herhangi bir müşterisiymiş gibi davrandı ki aslında öyleydi. "Ne alırdınız?"

"Bir düşüneyim..." dedi, az önce kapıda sigarasını söndürdüğünden keskin bir sigara kokusu yayılıyordu üzerinden. Menüye hızlıca göz gezdirdi, okumamıştı bile, hazır cevap bir tavırla cevapladı. "Bir fincan cappuccino, lütfen."