Chapter Text
TW: polis
"Asi, sakin ol tamam mı? Üstümden kalkıp yan koltuğa at şimdi kendini. Panik yapma! Halledeceğiz, bir şey yapmadık sonuçta."
Asi denileni yaptı. Hızla kendi vücudunu Alaz'ınkinden ayırdı ve yan koltuğa attı kendini. Tişörtünü düzeltti polis memurunun giderek arabaya yaklaştığı kısa sürede. Alaz da aynı zamanda pantolonunu yukarı çekip fermuarını kapatmıştı. Öyle ki prezervatifi bile ne ara çıkardığını ve tam olarak nereye attığını bilmiyordu. Arabanın herhangi bir yerinde olabilirdi.
Asi de iç çamaşırını yeniden giyememişti. Bacaklarını birbirine bastırıyordu eteğini de düzeltirken. Nerede olduğunu görebilse bile giyecek zamanı ve konforu yoktu zaten. Polis sürücü koltuğunun kapısına ulaşmıştı bile.
Polis memuruyla göz göze gelen Alaz hiçbir şey yapmamış gibi davranıp şaşırmış gibi yaptı. Adam pencereyi açmalarını istediğini belirten hareketler yapınca da kapının kenarındaki tuşa basarak yavaşça açtı.
"İyi geceler! Bu bölgeden ihbar aldık da, bir arabayla ilgili. Tanımı sizinkine uyuyor. Ehliyet, ruhsat bir de kimlik görebilir miyim?"
"Tabii." dedi Alaz polis memuruna ve Asi'ye döndü kimliklerini vermesi için.
"Alaz, sadece benim kimliğim ve ehliyetim var bende. Bir de senin sahte kimliğin. Onu da veremeyiz." diye fısıldadı kendi kimliğini Alaz'a verirken.
Alaz kendi kimliğini nereye koyduğunu hatırlamaya çalıştı. Araba sürecek kadar ayıktı ama kimliğinin yerini hatırlayacak kadar değildi belli ki.
Kafası karışmış bir şekilde etrafa baktı. Loş ışıktan da anlayamamıştı. Arabanın iç lambasını yaktı ve arabaya tekrar baktı. Arka koltuğa bıraktıkları kabanlarının cebinde olmalıydı.
Asi'ye döndü tekrar. Onun arka tarafa uzanması daha kolay görünüyordu. "Asi, montların cebindirler, uzansana hemen."
Fakat Asi ona bakmıyordu. Işığı açtığında belli olan, arabanın vites kısmında duran iç çamaşırına bakıp polisin dikkatini çekmemesini umuyordu. Alaz da gözlerini takip ederek fark etti bu durumu.
Arkaya uzanması fazla riskliydi, eteği ve iç çamaşırı giymiyor olduğunu düşününce. Yalnız olsalar kesinlikle görmek isteyeceği bir görüntüydü fakat polis tarafından ehliyetleri beklenirken kesinlikle olmazdı.
Arabanın iç ışığını kapatıp kendisini geriye doğru iterek el yordamıyla erişti montlara ve ceplerini yoklayıp önce Asi'nin cüzdanını buldu sonra da kendininkini.
Gerçek kimliğini, ehliyet ve ruhsatını Asi'nin kimliğiyle birlikte uzattı sonunda polis memuruna. Adam elindeki makinaya okutup geri uzattı kimliklerini.
"Tamamdır, bir de promil testi uygulayacağız ihbar aldığımız için. Daha önce yapmış mıydınız?" Başını onaylar anlamda salladı Alaz. Araba süreceği için Asi kadar içmemişti zaten. Normalin biraz üstünde bir değer çıkardı fakat ehliyetini kaptıracak kadar ekstrem bir sonuç çıkacağını düşünmediği için gerilmedi.
"Şuraya üfleyin." Dediği yere üfledi Alaz. Tam da beklediği gibi bir değer çıkmıştı. "Alkol tükettim ama sarhoş değilim." Daha sarhoş yakalandığı da olmuştu.
"Pekala. Biz tutanak tutacağız. Son bir sorumuz olacak. Gerilmenize gerek yok. Prosedür sorusu. Kaç dakikadır burada faaliyetsiz araçta oturuyorsunuz."
"Yaklaşık, yarım saat." diye cevap verdi Asi yan koltuktan.
"Yine prosedür sorusu. Neden yol kenarında, evlere bu kadar yakın park ettiniz?"
"Farkında değildik, sevgilimin biraz midesi bulandı da eve dönerken. Ben de sokak lambası görünce altına çektim arabayı direkt." diye uydurdu Alaz. Asi de sanki kusmak üzereymiş gibi role girip birkaç defa öksürdü. "Evet, içtiğim bir şey dokundu galiba."
"Tamamdır. Geçmiş olsun. Tutanak tuttuktan sonra gidebilirsiniz."
"Memur bey, ihbarın sebebi tam olarak neymiş? Onu öğrenebilir miyiz?"
"Yakınlardaki bir evin sakinlerinden aldık. Yabancı şüpheli bir aracın geç saatte evlerine yaklaştığı fakat içinden uzun süre kimse çıkmadığı için tedirgin olduklarını bildirdiler. Bölgede daha önce silahlı saldırı ve hırsızlık da yaşandığı için huzursuz olmuşlar. Onlara da durumu ve güvende olduklarını bildireceğiz."
Sonra da yanlarına arkalarındaki araçtan bir polis memuru daha geldi. Diğer polisle konuştuktan sonra yeniden onlara döndüler.
"Sorun yok. İlerleyebilirsiniz. Dikkatli yolculuklar." Alaz başını sallayıp teşekkür etti ve girdikleri dar yoldan devam ederek anayola çıktı. Anayola çıkana kadar sürekli arkalarına baktılar fakat çıktıkları an Asi bağırarak gülmeye başladı.
Alaz bir yola bakıp bir de ona bakıyordu anlam veremeyerek. "Sicilimiz lekelenecekti neredeyse, neye gülüyorsun?! Ya sahte kimliğim yüzünden gelmiş olsalardı? Geceyi nezarethanede geçirecek olmamız komik mi?!"
Asi Alaz'ın ciddi yaklaşımı karşısında gülmeyi bırakmadı. "Öncelikle kimliğin yüzünden yakalansak sadece seni alırlardı içeri, ben de sürücü koltuğuna geçip eve dönerdim. Sen de bir gece kalıp bir sonraki gün annenlerin avukatları sayesinde elini kolunu sallaya sallaya çıkardın." Güldü tekrar. "Ama asıl komik olan bir an cidden ikimiz de seviştiğimiz için hapse gireceğimizi düşündük salak gibi! Komik değil mi sence de?"
"Değil!" dedi Alaz. "Vizem iptal olacak diye çok korktum Asi." dedi bir an yüzüne bakarak. Bu Asi'nin gülmesini kesmeye yetmişti işte.
"Şimdi anlaşıldı. Ama neyse ki müstehcenlik suçuyla yargılanmıyoruz ve eve gidiyoruz hatta büyük ihtimalle evde de biraz daha müstehcen olacağız. İstediğimiz kadar. Nasıl duyuluyor?"
"Güzel duyuluyor ama eve gidince bakalım ona. Sen giderek sarhoş oluyorsun çünkü."
"Hayır! Olmuyorum!" diyerek karşı çıktı Asi. "Nereden çıktı bu ya birden bire?!"
"O son içtiğin şeyin etkisi yeni yeni geliyor farkında mısın? Hem ben senin bir ehliyetin olduğunu neden bilmiyorum?"
"Sarhoş falan olmuyorum!" diye itiraz etti yeniden. Sonra sesini alçalttı. "Yaman üniversiteye geçince zorla Cesur ve bana aldırdı, kendisi biliyordu zaten belki anlatmışımdır. 3 senedir falan var yani ama sürecek bir arabam olmadığı için bir işe yaramıyor."
"Otoparkta birsürü arabam var. İstediğinin anahtarını alabilirdin. Hatta alabilirsin."
"Gerek yok. İyi sürmüyordum zaten. Zar zor almıştım ehliyeti de. Daha da unutmuşumdur şimdi, arabalarına zarar vermeyeyim şimdi."
"İstersen alabilirsin, sormaya çekinm-"
"Gerek yok dedim Alaz! Uzatma!"
"Tamam, sustum." dedi gülerek ve girdikleri dar yoldan ilerleyerek anayola yeniden ulaştılar.
Polislere basılma gerginliğinini atlattıktan sonra yolun geri kalanında genel olarak uyuklamıştı Asi. Ondan önce ise yüksek adrenalinden kurtulmak için radyoya sığınmıştı. Çalan şarkının tek bir sözüne bile hakim değildi fakat eşlik etmeye çalışıyordu kendince. Alaz ise hiçbir şey demeden yolu takip ediyordu. Zaten Asi de şarkıyı düzgün söyleyemediği için huysuzlanıp vazgeçmişti. O da yolu izlerken pencereden tarafa doğru yorgunlukla düşmeye başlamıştı kafası. Gözlerini ise bir açıp bir kapatarak geçirmişti yolu eve gelene dek. geldiklerini anlayınca Alaz arabayı park ederken tamamen uyanmıştı.
Eliyle gözlerini ovuşturma refleksi yüzünden de yüzünde kalan son makyaj kalıntıları da birbirine karışmıştı. Otoparkın loş ışığında bile belli oluyordu göz altına geçmiş olan farı ve rimeli. Takmamıştı ama ikisi de. Daha doğrusu Asi farkına bile varmamıştı, Alaz da Asi'yi eve götürmeyi önclik edinmişti. Çok yüksek bir gece geçirmişlerdi her anlamda zaten. Bir de makyajının akmasıyla ilgili bir şaka yapıp ya da laf edip Asi'nin öfeksini yeniden üstüne çekemezdi.
Otoparkın çıkışına kadar sorunsuz yan yana ilerlediler. Alaz'ın gözü Asi'nin üstündeydi, daha çok çaktırmadan kontrol ediyordu. Ne kadar ayık olduğunu kestiremiyordu pek. Çıkışa kadar iyi gittiği için ayıldığını düşünmeye başlamıştı ki Asi dar çıkışta dengesini ayarlayamayıp tökezledi. Botları da hiç yardımcı olmuyordu. Neyse ki hemen yanında bir duvar, diğer yanında da ikinci bir duvar olarak gördüğü Alaz vardı. Ve nedense gerçek bir duvardan daha güvenli gelmişti o an ona. İçgüdüleri onu ikinci yöne doğru yönlendirmişti refleks olarak. Alaz ise tabii ki halinden memnundu. Kolunun altına girdi ve avucunu sırtına yerleştirerek onu sokağa, oradan da apartmanlarının önüne yönlendirdi hızlıca.
Apartmanın tam önündeyse Alaz Asi'nin kolunun altından çıkmıştı. Kapıyı birirnin açması gerekiyordu ve belli ki Asi çantasında veya herhangi bir yerde anahtarını bulabilecek gibi durmuyordu şu an.
Asi apartman kapısına sırtını yaslarken Alaz da kendi ceplerinde anahtar arıyordu. Bulamadıkça gerilmeye başlamıştı Alaz, arabada mı düşürmüştü acaba?
Bu düşüncelerini bir gülme sesi bozmuştu. Kısık bir gülüştü ama gecenin ıssızlığında duymuştu Alaz çok yakınından gelen bu kıkırtı sesini. Kafasını kaldırıp baktığında Asi'nin elinde tuttuğu şeyi de gördü. Aapartmanın ve dairenin anahtarlarını tutuyordu. Fakat herhangi bir anahtar da değildi elindekiler. Kendi anahtarıydı. Lavivert deri anahtarlığından anlamıştı. Anlamadığı şey ise onun Asin'nin eline ne ara nasıl geçtiğiydi.
"Bunları arıyorsun sanırım?"
Alaz Asi'nin eline uzandı ama Asi elini geri çekip vermedi.
"Ne atlıyorsun üstüme be?! Elim kolum tutuyor, ben açarım!" dedi Asi sinir olup arkasını dönerken.
"Deliği tutturabilirsen tabii..." diye mırıldandı Alaz fakat Asi duymuştu. Sokağın sessizliği bu kez işine gelmemişti belli ki.
Asi bunun üstüne kilidi şak diye açarak içeri girdi. Alaz arkasından girdiği sırada durdu. "Bu dediğini sana hatırlatacağım uygun bi' zamanda, unutturma." diyerek merdivenlere yöneldi.
Alaz yeniden elini sırtına yerleştirince Asi uzaklaştı.
"Tamam, geldik zaten. Gerek yok."
"Dengen yine bozulursa merdivenden yuvarlanma diye uğraşıyorum." diye kendini savundu Alaz.
"Yine bana sarhoş muamelesi mi yapıyorsun?" diye sesini çok da yükseltmeden çıkıştı Asi.
"Değil misin?" diye sorusununa soruyla cevap verdi Alaz. Cevabı kendi kendine çoktan vermiş olmasına rağmen.
Cevabı kendi kendine verdiğini Asi de biliyordu ve sinir olmasının sebei o an o olmuştu zaten. Yine de çok sert yapmaya yetecek enerjisi yoktu. Gerek de yoktu zaten.
"Değilim." dedikten sonra merdivenleri dikkatle çıkmaya başladı. Alaz da bir şey demeden aynısını yaptı. Çok geçmeden evin kapısının da önüne geldiler. Kapıyı yine elindeki anahtarla Asi açtı. Hamur kapı açıldığı gibi gecenin bu saatinde dışarı kaçıp onlara zorluk yaratmasın diye yavaşça açmıştı kapıyı ama Hamur kapının önünde değildi. İkisi de içeri girdikten sonra nerede olduğunu gördüler. Yataklarının üstünde Asi'nin deneyip sonradan beğenmeyip değiştirdiği bir ceketinin üstünde yatıyordu. Geldiklerini çok umursamış gibi de değildi. Mamasını yiyip suyunun içip yatmıştı belli ki.
Anahtarı vestiyere bıraktı Asi ve eğilip botlarından da kurtuldu. Ayaklarını tüm gec acıtmasalar da şimdi acıtıyorlardı.
Otoparktan çıkarken yanlış yere basmıştı ve bileği burkulmaktan dönmüştü neredeyse. Belli ki bu anı Alaz sarhoşluğuna vermiş ve öyle hüküm vermişti kafasında. Yine! Bu önyargıyı nasıl oluşturduğu hakkında bir fikir vardı tabii ama boyutu yine de onu çok şaşırtıyordu. Nasıl yıkacağını da bilmiyordu üstelik. Hoş, önyargılarını yıkacak kadar zamanları kalmış mıydı ki birlikte?
Çok da sekmemeye çalışarak banyoya ilerledi. Aynaya baktığında neredeyse çığlık atacaktı. Uzun zamandır böyle görünmüyor olmayı diledi. Adeta pandaya benziyordu şimdi. Saçları da tülermişti. Hızla makyajını silip saçlarını açtı ve elleriyle masaj yaparak banyodan çıktı. Banyoya girmeyi de düşünmüştü ama ayakta birkaç dakika daha duracak kadar enerjisi yoktu, ayak bileği de çok az da olsa sızlıyordu ve dinlenmezse geçeceğini düşünmüyordu Asi. Zaten çok geç olmuştu.
Odalarına geçince Alaz'ın da sadece gömleğinin önünü açıp yatağa atladığını ve kendi tarafında, Hamur'u rahatsız etmeden yattığını gördü. Normal bir gece geçirmiş olsalardı üstünü değiştirmesi için ısrar eder hatta belki yataktan bile iterdi ama bu gece kendisi de aynı haldeydi. Hamur'u önce sevip sonrasında kucağına alıp yere bıraktıktan sonra ceketini alıp odanın köşesindeki bilgisayar koltuğunun üstüne doğru fırlattı ve o da yataktaki yerini aldı.
Alaz henüz uykuya dalmamıştı. Asi olmadan tabii ki dalamazdı. Tavanı izliyordu şimdi Asi yanında yayılırken.
"Anahtarım sana nasıl geçti?" diye sordu birden.
"Kapıya yürürken cebinden düşmek üzereydi, düşmesin diye aldım. Fark etmedin bile."
"Hadi ya... Cidden fark etmedim. Arabada unuttuğumu falan düşünmüştüm." Hala tavana bakarak konuşuyordu, fark etmediği birkaç şey daha vardı. Asi'ye baksaydı kızın ne halde olduğunu, nereye odaklandığını ve artık tüm yorgunluğunu unuttuğunu gözlerinden bile anlayabilirdi.
Asi içinse işler çok hızlı değişmişti.
Önce camı açık bıraktıklarını fark etti. Oda biraz soğuktu ama daha önemlisi rüzgar içeri giriyordu.
Öyle çok kuvvetli bir rüzgar değildi tabii ama Asi esen rüzgarın esintisini bacaklarının arasında hissetmeye başlamıştı. Eve, odaya hatta yatağa gelene kadar iç çamaşırını arabada bıraktıklarını nasıl fark edememişti anlayamaadı bir an. Alaz haklı mıydı acaba? Kafası düşündüğü kadar yerinde değil miydi ki?
Hayır başı dönmüyordu. Nerede olduğunun farkındaydı. Tüm gece hızlı ilerlemiş gibi anımsasa da olayları doğru sırada hatırladığına emindi. Yeterince ayık hissediyordu.
Arabada gelirken uyuduğu için aklından çıkıp fark etmediğine karar verdi sonra. Zaten daha önemli olan bu ani farkındalık hissiyle ne yapacağıydı. Küçücük bir esinti bile onun içinde kasırgalara sebep oluyordu adeta.
Odada yalnız olmayı diledi. Kendi odasına mı geçseydi bu gece? Alaz fazla alınganlık yaptığını düşünür müydü ki? Yüzü daha da kızarmadan karar verip harekete geçmesi gerektiğinin de farkındaydı ama hiçbir şey yapamıyordu. İlk iş bacaklarını birbirine basstırıp kendini kontrol etmeyi denedi. Etkisi olmamıştı. Bir şekilde kendisini zaptetmesi gerekiyordu yoksa yanındaki adamın üstüne atlaması an meselesiydi.
Hoş, bunu yapmasının sorun olacağı bir ilişkileri yoktu. İki ev arkadaşı, iki oda arkadaşının da ötesinde oldukları ikisinin de bildiği bir gerçekti fakat Alaz çok yorgun görünüyordu. Asi de çok enerjik değildi, özzellikle botları onu zorlamıştı ama yeni keşfettiği bir enerji açığa çıkıyordu sanki. Kendisi bir şey yapamıyorsa yapabilecek birinden rica etmeliydi belki, hatta ısrarcı olmalıydı.
"Alaz?"
"Efendim?" diye cevapladı onu.
"Camı kapatabilir misin?" Neredeyse zar zor çıkmıştı kelimeler ağzından.
Alaz duyamamıştı tam olarak ağzının içinde mırıldandığı şeyi. Ona dönerek yeniden sordu.
"Efendim? Ne Yapayım?"
Göz teması kurarak konuşuyorlardı artık. Asi'nin herhangi bir şey saklaması daha da zorlaşmıştı.
Boğazını temizleyip yeniden rica etti. "Cam! Camı kapatabilir misin?"
Alaz görebildiği kadarıyla kırmızı bir yüz görmeyi beklemiyordu. Sesi de birden kısılmış gibiydi. Az önce gayet iyi bir şekilde atışıyorlardı halbuki.
"Sen iyi misin?" diye sorunca Asi savunma mekanizmasıyla hızla büyük bir tepki verdi.
"Evet! İyiyim! Niye iyi olmayayım ki?!" diye çıkıştı. Sesi yüksek çıkabilmişti bu defa.
Alaz bu yüksek tepkiyi anlamlandıramasa da pek takmadı. "Oda mı sıcak geldi diyeceğim ama camı kapat demezdin o zaman. Ateşin falan mı var?" Elini kızın alnına uzatarak ateşi olup olmadığına baktı.
"Hayır ama yanıyor gibi hissediyorum."
Alaz anlamamıştı. Ne demek oluyordu bu? Hastaneye gitmeleri gerekiyor muydu? Yeniden araba sürebilir miydi yoksa taksi mi çağırmalıydı?
"Hastaneye gidebilecek gibi misin?"
Ah! Hastanelik bir durum olduğunu düşünmüştü. Tabii ya! Öyle duyuluyor olmalıydı. Kendini daha açık nasıl ifade edebilirdi ki?
Etmemeyi seçti Asi. Hızlı bir hamleyle oğlanın üstüne çıktı. Diz kapağının tam olarak üstünde duruyordu şimdi. Alaz ne olduğunu anlamaya başladığı an kendini yavaşça dizinin üstüne oturacak şekilde indirdi.
Alaz pantolonuna rağmen her şeyi hissedebiliyordu.
Asi üzerine eğildi ve dudaklarını dudaklarına bastırdı. Alaz ona eşlik ederken vücudunu harekete geçirdi. Hızla yakaladıkları ritimle Asi kendi işini hallediyordu resmen. Alaz ise hiç şikayetçi değildi. Pullu eteği hala üstündeydi. Kalçalarından tutmak için ellerini oraya getirince eline bazı pulları batmıştı. Hoşnutsuzlukla çıkardığı ses Asi'yi bitiş çizgisine iten şey olmuştu. Hiç konuşmamasına rağmen onu bitirmeye yetiyordu sesi.
Alaz kızın orgazmının bitmesini sabırla bekledi. Bittikten sonra da Asi'ye beklentiyle bakmaya başladı fakat adeta acımasız biri onu ele geçirmiş gibi üzerinden kalkıp yatağın kendi tarafına geri yatıp yorganı üstüne çekip yatmıştı Asi.
"Yaptığın imalara say! İyi geceler."
Alaz ise kalkıp soğuk bir duş almak zorunda kalmıştı. En azından belinden alt tarafı için öyle olmuştu.
Alaz sabah gözlerini açtığında çoktan uyanmış ve aceleyle kıyafetlerini değiştirmeye çalışan Asi'yle karşılaştı.
Gözlerini ovuşturarak konuştu. "Günaydın. Ne bu acele?"
Asi hırkasının fermuarını çekip yatağın yanına, Alaz'ın tarafına eğildi ve dudaklarına küçük bir öpücük bırakmadan önce günaydınınına karşılık verdi. "Sana da günaydın." Arkasını dönüp aynaya doğru ilerleyip saçını düzeltti. Uyanıp bir de duş almıştı belli ki.
Yatakta oturur pozisyona gelip sorusunu tekrarladı. "Soruma cevap alamadım."
Asi aynaya bakarak saçını şekillendirmeye çalışırken konuştu. "Vermedim de ondan. Çok merak ettiysen söyleyeyim. Kütüphaneye gideceğim. Malum bazılarımızın haftaya girmesi ve geçmesi gereken önemli sınavları olabiliyor. Kahve makinesine en yakın masayı kapmam lazım erkenden."
"Nasıl ya? Başın ağrımıyor mu dün geceden sonra. Ben en az 4 saat daha uyursam kendime gelirmişim gibi hissediyorum şu an."
"Duşa gir, ayılırsın. Ya da ağrı kesici var bende, istersen vereyim."
"Yok. O kadar ciddi bir şey değil de akşamdan kalmayım sadece. Senin olmamana şaşırdım biraz."
Asi Alaz'ın kafasındaki alkolik imajından kurtulamayacağını yavaş yavaş anlamaya başlamıştı. Sebebini bilmiyor olmak canını fena halde sıksa da kabulleniyordu bir şekilde. Derin bir nefes verdi.
"Söylemiştim, o kadar sarhoş değilim diye."
"Söylemiştin."
"Pişman mısın bana inanmadığına şimdi peki?"
Alaz yataktan yavaşça kalktı.
"Çok."
Aynaya, Asin'nin durduğu yöne doğru ilerledi. Tam arkasında durup, Asi onun yansımasını fark edince yeniden konuştu.
"Neden kütüphaneye gidiyorsun ki? Ben bütün gün boşum, sana kahve de yapıp getirirdim."
Ellerini Asi'nin ensesindeki saçların arasına soktu saçını kurutup kurutmadığını anlamak için, dipleri hala nemliydi.
"Büyük ihtimalle hasta olursan da sınavlara gidemeyebilirsin. Evde çalış bence bugün. Hava da çok soğuk zaten."
"Olmaz! Evde... çok fazla dikkat dağıtıcı şey var. Odaklanmam gerek. Görüşürüz akşam!" diyerek evden çıktı ve yola koyuldu.
Asi kapmak istediği masayı tam zamanında gelerek kapmış, kütüphanenin kalabalıklaşışını izlerken tuttuğu notlardan ayrı bir not çıkarmaya çalışıyordu. Sarhoş olmamıştı ama vücuduna alkolün iyi gelmediği kesindi. Ara ara kendini belli eden baş ağrılarını kahvesini hızlı içerek gidermeye çalışıyordu. Odaklanmasına yardım edeceğini de umuyordu. Bu aralar odak süresi iyice kısalmıştı. Hayatının hareketlenmesi için çok yanlış bir zamandı, projesini teslim etmesi finallerinin notlarını yüksek tutması gereken zamanlar haftalarca kütüphanede olurdu. Her köşeyi deneyip en iyi yeri seçme fırsatı da olmuştu. O yere oturmak için ne zaman gelmesi gerektiğini de çok iyi biliyordu.
Masaya oturduğu an kafası o kadar karışıktı ki bir süre çantasını bile açmadan öylece oturup kahve makinesini izledi. Düşünüyordu tabii ki, ama her dönem sonu düşündüğü şeyleri düşünmüyordu. Projeyi ne yapacaklarını düşünmüyordu, bursu kesilir mi diye düşünmüyordu. Düşünmeliydi ama düşünmüyordu işte. Aklında bunlardan daha tehlikeli senaryolar beliriyordu.
Uzak mesafelerdeki ilişkilerin malum sonunu, duygularını açıp karşılık alamamayı, başarısız bir ilişki girişimi ya da en kötüsü iyi bir arkadaşlığı bozma ihtimalini düşünüyordu. Alaz'ın arkadaşlığı, hayatında olması bile iyi hissettiriyordu Asi'yi. İşler kendi isteğiyle karmaşık bir haldeydi, bunun farkındayken daha fazlasını istemekten korkuyordu.
Hem gidecekti Alaz. Ona karşı duygularını anlamlandıramıyordu henüz Asi. En başta neden negatif olduklarını bile unutmuştu neredeyse. Sahi, neden yıllardır büyük bir önyargıyla yaklaşıyordu ki ona? Çağla'nın hovarda ikizi diye bildiği çocuk hovarda bile değildi. Tabii ki Asi'nin bunu bilmesi mümkün değildi. Yine de önyargılı davrandığı için içten içe pişmandı biraz.
Önüne bakması gerekiyordu. En başından beri anlaşma böyleydi. Birkaç ay bursunu biriktirip Alaz'la kalacak, o gidince bir dönem daha o evde yaşayıp o sırada da başka bir daire bulup bir sonraki yıl tamamen kendine ait bir eve geçecekti.
Ama Asi kendine ait bir evi hayal bile edemiyordu artık. Hoş, bir zamanlar tek istediği buydu. Hatta neredeyse hayatı boyunca bunu istemişti. Tek yaşamayı.
Bir kedinin peşine takılıp evini bırakmıştı, oraya ait değildi. Sokakta yaşamıştı, üşümüştü, yaralanmıştı, hasta olmuş, kimi zaman da düşüp dizlerini kanatmıştı. Oraya da ait hissetmemişti. Özellikle büyüdükçe bir yere ait olma ihtiyacı artmıştı. Küçük yavru kedi büyümüştü. Sonra sosyal hizmetler gelmişti onları almaya. Kardeşinden ayırmıyordu Cesur ve Yaman'ı tabii ki ama hep iki erkekle yaşamak da onu zorluyordu. Yetimhane belki de daha rahattı. Onlarla ilgilenen bir ablaları vardı. Onun gibi olmak istemişti Asi hep. Televizyon odasına hep dvdler getirir, birlikte izlerlerdi. Asi bir süre onun da orada kaldığını zannetmişti. Kendi evine gittiğini bile bilmiyordu. Sonra evinden kitaplar getirip Asi'ye yardım etmeye başlamıştı okul kazanması için. Asi'ye orada hep kalamayacağını hatırlatmıştı bu durum. Oraya da ait değildi. Okulun yurdunda kendine başkalarıyla paylaştığı bir oda ve yatak bulmuştu. Yatağı belki de kişisel tek şeyiydi. Sonra başka bir kedi daha bulmuştu. O da onundu. Bu sefer de yurttan çıkarılmıştı. Belli ki oraya da ait değildi.
Çağla'nın absürd teklifini kabul ederken aklında kalacağı ev değil, sonra bulup geçeceği ev canlanıyordu. Tuhaftı çünkü artık böyle bir düşüncesi yoktu, ne düşündüğünü bile anımsayamıyordu.
Apartman mıydı? Okula yakın mıydı? İyi güneş alıyor muydu? Hamur orayı sever miydi?
Düşününce şu an tüm bunlara sahipti, daha fazlasına bile sahipti. Henüz yaşanmamış bir şeyin yasını tutuyordu resmen.
Ev yıkılmış, her şey toz olmuş gibi hissediyordu şimdiden.
Böyle hissederken aynı zamanda sanat tarihi finalini geçmesi ve stüdyo kaydını yeniden alması gerekiyordu, ha bir de Aslı gibi bir manyakla uğraşıyordu. Cesur tanımadığı birine dönüşürken Yaman'ın ne yaptığı hakkında bir fikri bile yoktu.
Çağla'ya yalan söylememesine rağmen söylüyor gibi hissediyordu. Söylüyor sayılırdı belki de.
Tam bunu düşünürken Çağla'nın attığı mesajın bildirimiyle kendine geldi. Önemli bir şey değilidi. Melike'nin gruba attığı bir mesaja emoji atmıştı ama bildirimlerinin sesinin yüksek olduğunu fark etmesini sağlamıştı. Yanındaki birkaç kişiden de rahatsız edici bakışlar almıştı. Notlarını çıkartarak bir yerden başlaması gerekiyordu.
20 dakikada bir kendine çekidüzen vermesi gerekiyordu, odaklanabilmek için. Ikinci kahvesini de bitirmişti. 3. İçin belki de çok erkendi ama kendini sıvı tüketmesi gerektiğine ikna edip kahve makinesinin yanına gitmek için kalktı.
Karton bardağa loş alanda kahvesinin dökülmesini izledi Asi. Tam bardağı aldığı sırada belinde hissettiği el ile irkilip bardaktaki kahvenin bir kısmını taşırıp eline döktü.
Belinde hissettiği elin sahibini bile kontrol etmeden yüksek sesli bir inilti kopmuştu boğazından. Sadece parmakları yakmıştı, iyi yanından bakabilirse eğer, üstüne gelmemişti.
Ve şaşırmadığı bir şekilde arkasındaki kişi tedirgin şekilde ne kadar canının acıdığını anlamaya çalışan Alaz'dı. Korkutmak istemediği her halinden belli oluyordu.
Hızla Asi'nin elindeki kahveyi alıp yandaki koltuğun yanına bıraktı ve kızın parmaklarını avucunun içine alıp ne kadar hasar aldıklarını anlamaya çalıştı.
"Çok acıyor mu?" Eline üfleyerek sormuştu bunu.
Asi fiziksel hiçbir şey hissedemiyordu şimdi. Daha doğrusu fiziksel bir acı hissetmiyordu elinde. Alaz'ın dışarıdan geldiği için soğuk olan ellerininin serin hissiyatından dolayı mıydı, başka bir şeyden mi emin olamıyordu.
"Yok. Acımıyor. Korktum sadece."
"Emin misin? Revire gidelim istersen, krem sürsünler en azından."
"Gerek yok Alaz. Molam bitsin, geri döneceğim çalışmaya. Hem sen neden geldin buraya?"
Alaz Asi'nin gerek yok konuşmasını ciddiye almamıştı ama onu zorla okulun diğer ucundaki revire de götüremezdi. Etrafına baktı, hızlı düşünmesi gerekti. Asi sorusuna cevap vermesini beklerken kartını çıkartıp soğuk içecek otomatından bir içecek seçip tuşlarına bastı. Düşen teneke kutuyu eğilip aldı ve Asi'ye yeniden dönüp eline meyve suyu kutusunu uzattı yavaşça. Asi içmesi için almadığını anlayacak kadar zekiydi elbette.
"Ne sormuştun?"
"Hah, şey, ne yapıyorsun burada diye sormuştum. Duymadın sanırım."
"Bak, onu iyice bastırmıyorsun. Parmaklarına doğru tut soğuk yerini." Alaz belli ki hala dediği şeylerle ilgilenmiyordu. Eline çok odaklanmıştı.
Asi dediği gibi yaptı. Diğer elini dikkatini çekebilmek için önünde sallamaya başladı. "Alaaaz!"
Dikkatini kendisine geri çekmeyi becermişti sonunda. "Hah! Efendim?"
"Neden buradasın diye soruyorum."
"Hesap mı soruyorsun bana kendi okulumun kütüphanesine geldim diye?" diye sorusuna sarkastik bir soruyla cevap verdi. Her ne kadar şakayla karışık söylese de Asi'yi germeye yetmişti.
"Yok, hani, seni hiç görmedim de kütüphanede. Birden burda görmek, şaşırttı. Stüdyona gidersin diye düşünmüştüm evden çıkarken. Ya da yatmaya devam edersin diye, bilmiyorum."
"Kütüphaneye giren çıkan herkese hakimsin yani?" Alaz alaycı sorularına devam ediyordu. Panik olunca yüzünde oluşan ifade ister istemez daha fazla üstüne gitmek istemesine sebep oluyordu.
"Hayır tabii ki. Yine de seni hiç görmediğime eminim."
"Her şeyin bir ilki var." deyip içeri doğru yöneldi.
"Alaz! Çok kalabalık içerisi."
"Yukarıdaki masalara gideceğim zaten."
"Ama orası öğrencilere kapalı değil mi?"
"Kapalı herhalde. Bilmem." deyip ilerlemeye devam etti. Asi de peşinden gidip masasına yeniden oturdu, notlarına dönmek yerine Alaz'ın ne yaptığını izliyordu bu kez.
Önce büyük klimanın önünden geçerken elini önüne tutup çalışıp çalışmadığını kontrol etmişti. Sonra da kütüphane görevlisinin yanına gidip onunla konuşarak bir anahtar almış ve yukarı çıkmaya başlamıştı.
Kütüphanenin yukarı katında kitaplıklar vardı. Öğrenciler tabii ki kitapları alabiliyorlardı, yukarı çıkmaları yasak değildi. Öğrencilere kapalı olan çalışma odaları vardı, öğretim görevlilerinin çalışmaları için ayrılmış alanlar olduğu söyleniyor ve genelde de kilitli tutuluyordu. Belli ki soyadı Soysalan olan öğrencilere de yasak değildi.
Yaklaşık 10 dakika sonra Asi masasının diğer tarafında bir varlık hissetti. Gölgesi notlarının üstüne düşüyordu, bu nedenle kafasını kaldırıp ışığı engelleyen kişiye baktı.
"Asi! Yukarı gelsene!" Fısıldayarak söylemişti Alaz. "Çok sıcak burası."
"Dikkatimi dağıtıyorsun Alaz."
"Ezberlemen gereken yerlerde yardım ederim. Hadi yukarı gel. Klimayı açtım."
Asi çok kısa süre düşündü. Fısıldaşarak da olsa konuşuyor olmaları yanında oturanların hoşun tabii ki gitmemişti. Yalnız çalışmanın daha iyi olacağına karar verip eşyalarını hızla kolunun arasına alarak masadan kalktı. Çantasını ise Alaz almıştı.
Yukarı çıkıp kitaplıkları geçtikten sonra çalışma odalarından birinin kapısını açtı Alaz ve içeri girdiler. Büyük masada yalnızca bir laptop vardı. Asi sıcak ama nefes alınabilir bir yere geldiği için mutluydu. Notlarını ve renkli kalemlerini masaya yaydı.
Tuhaftı. Evde onunla kalıp dikkatini dağıtmaması için okula gelmişti, şimdi başlasa bir odada güya ders çalışacakalardı. Alaz'ın neden geldiğini ve ne yaptığını da anlamamıştı. Karşılıklı oturuyorlardı.
"Ee, ne yapıyorsun burada?" diye tekrar sordu Asi.
"Maç izliyorum."
Bu cevap Asi'yi şoka sokmuştu.
"Evde de izleyebilirdin Alaz. Bunun için buraya gelmiş olamazsın."
"Evet ama dikkatim dağılırdı." dedi Asi'nin çıkmadan önce dediği gibi.
"Ha cidden maç izleyeceksin yani ben burada çalışırken. Öyle mi?"
"Daha iyi bi planın mı var?" diye sordu imayla. Asi bu zamansız imasından hoşlanmamıştı.
"Var." Ayağa kalktı. Ayağa kalkması Alaz'ı oldukça heyecanlandırdı. "Şöyle yapacağız." Alaz'a yaklaşarak söyledi. "Ben sana okuyabileceğin bir kitap seçeceğim ve onu okuyacaksın bana yardım etmediğin zamanlarda. Nasıl planım?"
Alaz'ın hayalleri suya düşmüştü, Asi de sorusuna cevap beklemeden kitapların olduğu rafların arasına dalmıştı.
Çok geçmeden elinde büyük bir kitapla döndü. İstatistik 101. Alaz yüzünü ekşitti.
"Asi 3. sınıftayım. Biliyorsun değil mi?"
"Umrumda değil. Belki bilmediğim birkaç bir şey öğrenirsin."
Alaz hiç istemeden laptopunu kapattı ve kitabın kapağını açtı. Asi de renkli kalemleriyle çıktıların altını çizmeye başladı.
Yaklaşık olarak 45 dakika kadar ara ara denk gelen şekilde birbirlerine bakışlar atıp durdular. Biri bir diğerini ona bakarken yakalayınca da odanın farklı duvarlarına çeviriyordu hızla bakışlarını gülümsememeye çalışarak.
Ne Asi ne de Alaz bu süreçte kendilerine yararlı bir şey katabildiklerinden emin değillerdi. Belli ki birbirine bakmadan bir saat bile geçirememeyen bu ikili yakın zamanda tamamen ayrılınca ne yapacaktı acaba? Düşünmekten nefret ettikleri bir konuydu bu.
Alaz ona bakmaktan kendini alamadığı anlardan birinde Asi'nin kafa karışıklığını yüzünden okuyabilir olduğunu gördü ve vakit kaybetmeden çok da okumadığı kitabını kapatıp bir teklif sundu Asi'ye.
"Ezber kısımlarını sormamı ister misin?"
"Olur. Boğulmak üzereyim." deyip notlarını onun önüne ittirdi.
"Tamam, başlıyorum. Hazır mısın?"
"Gönder gelsin!"
"Acapella nedir?"
"Çalgısız koro!" diye hızla cevap verdi Asi. Alaz başıyla onaylayıp bir sonraki soruya geçti.
"Ballad nedir?"
"Pfft! Aşk şarkıları! Daha zor sorsana ya! En başa yazdıklarım kolay oluyor zaten. Zorlardan sor."
"Tamam o zaman... Baroc döneminden 5 besteci say."
"Bach. Vivaldi. Iııı Vivaldi. Purcell veee... Bi' tane daha vardı. Dur! Hatırlayacağım!"
Asi kahve döktüğü eliyle saydıkça bir parmağını açıyordu. Dört parmakta kalmıştı şimdi.
Alaz söyleme demesine rağmen ağzıyla 'm' harfi yapıyordu aklına gelmesi için. İşe de yaramıştı.
"Monteverdi! Monteverdi!"
Gerek Alaz yardım ederek, gerek Asi inat edip kendi hatırlamaya çalışarak bir 45 dakikayı daha devirdiler ve oturmaktan sıkıldılar.
Alaz soğuk bir içecek daha almak için aşağıdaki otomatın yanına indi. Asi'yse ilgisini çekebilcek bir kitap var mı diye rafları bu kez kendi için gezmeye başladı.
Alaz başka bir soğuk içecekle döndüğünde Asi'yi çalışma odasında bulamayınca olabileceği en yakın yere bakmaya karar verdi. Kitapların arasına. Tahmin ettiği gibi de kitaplara bakıyordu. Daha spesifik olmak gerekirse onu Shakespeare eserlerinin olduğu kısımda en alttaki kitapları incelerken bulmuştu.
"Romeo ve Juliet! Klasik!" diyerek sessizliği bozdu Alaz.
"Okuduğum ilk klasik kitaptı. Hatta tiyatrosunu da izlemiştim küçükken." Devam etti. "Yani yetimhaneye gösteri için bir ekip gelmişti."
"Aaah! Şimdi anladım. Sen Capuletlerden Juliet'sin." diye birden tiyatral bir giriş yaptı.
Asi de seve seve devam ettirdi. "Sen de Montaguelardan Romeo'sun o zaman."
"Olamaz! Ailelerimiz düşman! Birlikte olmamız imkansız!"
Asi bu dramatik çıkışlarına yalnızca gülerek cevap verebiliyordu.
"İmkansız sadece biraz zaman alır." deyince de Alaz gülmüştü. "Öyle bir söz yoktu sanki ya."
"Yok zaten. Ben ekledim az önce."
"Yakıştı." dedi kızı raflarla kendisi arasına biraz sıkıştırarak. Asi de kafasını ona yaklaştırarak karşılık verdi.
Dudakları tam değmek üzereyken Asi kendini geri çekti. "Buraya ders çalışmak için geldik."
"Böyle de çalışabiliriz."
"Nasıl?"
"Soru sorabilirim sana, öpücükler arasında da."
"Aklımın çalışacağını düşünmüyorum."
"Öyle mi?
"Öyle!" diye cevapladı Asi.
"Deneseydik bir kere bari."
"Olmaz. Bildiklerimi de mi unutturacaksın bana!?" Alaz onu öpemiyor olsa da sözlerinin altındaki anlamları okumak hoşuna gidiyordu. Demek kızın aklını uçuruyordu ha.
Asi o bunları düşünürken kolları arasından çıktı ve odaya yeniden girdi. Çok geçmeden Alaz da kendine çekidüzen verip kendi kitabının başına istemeyerek de olsa döndü.
Bir süre sonra Asi Alaz'ın kitabıyla değil telefonuyla ilgilendiği gördü. Bir şey demek istese de onu çok sıkıyor gibi hissettiği için ders notlarına döndü. Alaz'sa çok geçmeden telefonunu tamamen kapattı.
"Eve gitmemiz lazım."
Asi kafasını kaldırım yeniden ona baktı. "Neden?"
"Eve yemek söyledim. Geçenki salatanı yeme mevzusu kapanır herhalde diye. Hem bu saatlerde acıktığını biliyorum. Aç olmadığını söyleme bana. Aynı evde yaşıyoruz. Hep bu saatlerde mutfağın oralarda dolaşıyorsun."
Asi dikkat ettiğini bilmiyordu ve evet acıkmaya başladığını hissediyordu. Karnı dahi guruldamıştı. Çalışma odası çok sessiz olduğu için duymamış olmasını dilemişti hatta. Duymasına gerek yoktu, onu tanıyordu.
"Evet ama otomattan bir şeyler alırım diye düşünmüştüm."
"Gerek yok. Eve gidip normal ve sıcak yemek yiyeceğiz tamam mı?"
Asi ısrar etmenin anlamsız olduğunu anlamıştı ve sıcak bir yemek otomattaki herhangi bir aşırı kuru kek ya da krakerden daha iyi geliyordu kulağına.
Hazırlanıp önce çalışma odasından sonra da okuldan çıktılar. Alaz Asi kızmasın diye yürüme mesafesindeki okullarına arabasıyla gelmemişti. Şimdi de birlikte eve yürüyorlardı.
Eve girdikten hemen sonra kapı yeniden çaldı ve Asi Hamur'a mamasını verirken Alaz da yemekleri aldı ve koltuğa kuruldu. Televizyonu açıp Asi'nin gelmesini bekledi.
Tavuk çorbası ve yanına da pide söylemişti Alaz.
Asi de gelip yanına yerleşti ve kendi çorbasını eline aldı. Alaz ondan önce ulaştığı kumandayı ona uzattı.
"Sen seç."
"Ah, sağ ol ya!" Bir internet yayın platformunu açtı. Uzun süre izleyecek bir şey seçmekle uğraşmak istemiyordu. Şansına da ilk başta Friends çıkmıştı.
"Friends izleyelim mi?"
"Olur. Hatta hangi bölümü izleyelim biliyor musun-"
Asi tamamlamasına izin vermeden istediği bölümü açtı. Monica ve Rachel'ın ev arkadaşlıklarının son bölümünü.
En sevdikleri karakterler hakkında konuştular. Alaz Asi'ninkini doğru tahmin etse de Asi Alaz'ınkini bilememişti. Asi'nin Monica olduğunu tahmin etmiş ve bilmişti. Asi'yse Alaz için Joey ve Chandler arasında kalıp Chandler'ı seçmişti fakat cevap Rachel'dı. Asi ne kadar doğru bir bölüm seçtiğini o an anladı.
Asi bölünün sonuna kadar yemeğini bitirmiş ve fark ettirmediğiniz zannederek biraz ağlamıştı. Sonra diğer bölümlere geçip devam etmişlerdi.
İlerleyen saatlerde nereden geçtiyse Asi'nin eline lacivert bir tükenmez kalem geçmişti ve o da Alaz'ın eline kusursuz olmaktan çok uzak bir yıldız çizmişti. Kötü de görünmüyordu. Birkaç yıkamadan sonra tamamen çıkacağına emindi.
Diğer sezonun ortalarına doğru geldiklerinde saat iyice geç olmuştu. Alaz Asi'nin artık komik olan hiçbir şeye tepki vermemesinden uyuyakaldığını anladı. Önce onu uyandırmamaya çalışarak kumandaya uzanıp televizyonu kapattı. Sonra da nazikçe onu kavrayarak odalarına götürdü. Tek eliyle yorganı açıp uyuyan genç kızı kendi tarafına yatırdı. Çok geçmeden kendisi de yanında yerini aldı ve uyudular.
Uyandığında sanki deja vu oluyormuş gibi hissetmişti Alaz. Asi yine ondan önce uyanmış ve hazırlanmıştı. Yine kütüphaneye gideceği belliydi. Alaz bu kez onu ikna etmeye çalışmadı. yataktan kalktı ve vestiyerdeki montunun cebinden bir anahtar çıkarıp Asi'ye uzattı.
Asi ilk başta anlamasa da dün çalışma odasının anahtarını geri vermediğini hatırladı.
"Bugün de beni çalıştırmaya gelecek misin? Ya da maç falan var mı izlemek istediğin?"
"Haha. Bugün stüdyoya gideceğim. Ama tabii sen istersen arkadaşlarını çağırabilirsin. Çağla olur, Melike olur."
"Erkekler giremiyor sanırım."
"Yoo. Girebilir. Cesur gelsin istersen o da gelebilir. Benim için hiç sakıncası yok." dediğinde gülmeden edemedi Asi, Cesur'un adını duymak onu kötü hissettirse de.
Alaz'a teşekkür edip evden ayrıldı ve kütüphanedeki çalışma odasında yalnız başına saatler geçirdi. Gerçekten de kızları çağırdı birlikte çalışmak için fakat ikisi de o gün okulda değillerdi.
Yeniden acıktığı saatlere yaklaşınca bu defa otomata mecbur olması canını sıksa da çalışmaya devam etti. Bir yandan da dönem sonu projesiyle ilgili değişiklik yapıp yapmamak üstüne düşünüyordu.
Tam da bunun üstüne telefonu çaldı. Yalnız olduğu için masadan kalkmadan konuşabilecek olmak ayrı bir konfordu onun için. Arayan Alaz'dı.
"Efendim?"
"Bitti mi çalışman?"
"Sayılır. Neden?"
"Projenin ham kayıtları sende varsa okuldan benim stüdyoma geçersin diye düşündüm. Hem Mehmet abi de burada. Ne olduğunu söylemiyor ama seninle konuşmak istediği bir şey varmış. O kıvırcık saçlı kız hala arkadaşın mı diye sordu bana gelir gelmez."
"Sen ne dedin?
"Arkadaşımmm dedim, ne diyeceğim. Hadi gel, bekliyoruz. Konum atıyorum."
Asi çok vakit kaybetmeden bir taksiye binerek Alaz'ın stüdyosuna gitti. Yolda daha da aç olduğunu hissediyordu ama Mehmet abisinin onunla ne konuşacağını da o kadar merak etmişti ki gözardı edebiliyordu.
Asi stüdyoya girdikten sonra etrafa çok bakamadan onu bekleyen ikili tarafından karşılandı.
"Mehmet abi, siz konuşun ben de karşıdaki balık ekmekçiye gideyim. Acıkmışsınızdır."
"Yok oğlum. Sağ ol. Tokum ben. Kendinize kadar alın. Ben bu Asi kız ile konuşup gideceğim sonra zaten. İşimiz bitti burada."
Alaz onun dediğini yapıp stüdyodan çıktı. İki balık ekmek ve içeceklerle geri döndüğünde Mehmet abi gitmek için kabanını giyinmişti bile. "Alaz. Sana hoşçakal demeden çıkmayayım dedim. Afiyet olsun size." Atkısını da taktı. "Asi, sen de iyi düşün teklifimi, kararını bekliyor olacağım."
Alaz neyden bahsettiklerini hiç bilmediği için kafası karışmış bir ifadeyle elindeki poşetle birlikte öylece duruyordu fakat Asi de çok farklı bir ifadeye sahip değildi. Ne teklif ettiyse onun da kafasını karıştırdığı belli oluyordu en azından.
Sormalı mıydı ne olduğunu teklifin, ya da ters bir tepki mi verirdi Asi? O oradayken konuşmamışlardı sonuçta. Burnunu sokuyor gibi hissederdi. Hem içeriğini bilmese de kötü bir şey olmadığına emindi.
Tutamadı kendini yine de. "Ee ne konuştunuz ben yokken?"
"Hiç. İş falan. Müzikle ilgili birkaç şey."
Geçiştirdiği belliydi. Bilmesini neden istemediğini bilmiyordu ama canı biraz sıkılmıştı bu duruma. Yine de yansıtmamaya çalışarak yanına oturdu deri koltukta ve onun ekmeğini verdi.
Az önceki konuşma gergin bir ortam yaratmıştı ister istemez. Tuhaf bir sessizlik içinde yediler yemeklerini. Yediler demek bile doğru olmayabilir, tıkındılar bir nevi çünkü ikisi de hızla bu faslı atlayıp kayıtlar üstünde çalışmayı bekliyorlardı. O zaman buzlar erirdi herhalde.
Asi Alaz'ın elindeki bandajı fark etti son lokmasını da ağzına götürdüğünde. Dün de orada mıydı? Ne olmuştu? Etrafta kendini yaralayabileceği pek bir şey de varmış gibi görünmüyordu.
"Parmağına ne oldu senin?"
"Bu mu? Ha, şey ya. Bir şey olmadı."
"Nasıl bir şey olmadı? Bandaj sarmışsın!"
"Dövme yaptırdım. Hassas diye birkaç gün kapatmam gerekiyor üstünü, o kadar. Bir şey yok."
"Hiç mi açmaman gerekiyor birkaç gün, anlamadım."
"Evet, hiç açmamam gerekiyor birkaç gün."
Asi Alaz ona Mehmet abiyle ne konuştuklarını sorunca net bir cevap vermediği için ondan da net bir cevap beklememesi gerektiğini biiyordu da işte, sormadan edememişti.
"Kayıtlar telefonundaysa at bana. Oradan bilgisayara aktarayım."
Asi denileni yapıp attı ama hala stüdyonun tamamını merak ediyordu. Şu an bulundukları kısım genişti. Deri koltuk, geleneksel şekilde dokunmuş halılar, birkaç müzisyenin çerçeve içindeki resimleri, geniş bir ses sistemi, iki büyük ekrandan oluşan bilgisayar seti ve odanın 4 bir yanında dikey hoparlörler vardı. Bilgisayar kayıt alınan daha dar yeri camdan görebilecek bir yerdeydi. Tavanıysa çok yüksekti. Bir kapı daha vardı. Tuvalet olduğunu düşünüyordu.
"Projene mi başlayalım yoksa önce stüdyo turu mu istersin?" Alaz tabii ki de kızın etrafa olan meraklı bakışlarını görüyordu. Perdeleri bile çok detaylı incelemişti. Merak ediyordu anlaşılan, Alaz'ın her fırsatta geldiği stüdyosunu.
"Küçük bir tur iyi olabilir başlamadan önce."
"Tamam o zaman buradan başlayalım. Burası... böyle işte." diyerek ellerini iki yana açtı ve etrafı gösterdi. "Bazen bu koltukta uyuyorum. Çok yorulursam tabii."
Oradan çıkıp kayıt alanına geçtiler. Burada ses yalıtımı daha yüksekti. Duvarlar süngerimsi malzemelerle çevriliydi. Hatta tavan bile. İki farklı türde mikrofon ve birkaç enstruman vardı.
"Burası da böyle. Denemek ister misin nasıl kayıt verildiğini. Eminim daha önce kayıt vermişsindir ama burası biraz farklı. İnan bana."
"Tamam."
"Kulaklığı tak. Ortadaki mikrofona bir şeyler mırıldan. Ben de diğer tarafa geçip kaydedeceğim. Anlaştık mı?" Asi başıyla onay verip kulaklıkları takınca Alaz da bilgisayarından birkaç ayarı yapıp başlaması için işaret verdi.
"Bir-ki. Ses." Onaylayınca devam etti. "Git... Git... Git...me dur yalan söyledim."
Alkış benzeri bir sesle kulaklığını çıkardı. "Harika! Bu tarafa gel de dinleteyim neden farklı olduğunu." Asi dinleyin cidden neden farklı olduğunu anlamıştı. Sanki bir şelalenin etrafında bir peri şarkı söylüyormuş hissiyatına kapılmıştı.
"Hoşuna gitti değil mi?" Asi onu onayladı. "E projenin aranjmanına geçelim o zaman."
"Şu odayı göstermedin!"diye karşı çıktı Asi. Tuvalet olduğuna çok emin de olsa görmek istemişti.
"Tuvalet orası, yine de istersen-"
"İsterim!"diyerek tuvalet kapısını açtı Asi fakat ışığını bulamamıştı. Karanlığın içine dalmıştı resmen. Alaz ışıkları açıncaya kadar onun da yanına geldiğini anlamamıştı bile. Bayağı da yakın duruyorlardı şimdi.
"Rahatladın mı?"
"Çok."
"Emin misin?"
Başka ihtiyaçları ortaya çıkıyor gibi bir hali vardı Asi'nin. Alaz'ın en büyük görevi de ona yardım etmekti tabii ki.
Çok geçmeden dudakları birbirlerini buldu. Alaz'ın eli kızın saçlarının diplerindeki yerlerini aldı. Asi'nin elleriyse omuzlarını dolaşıyordu. Durmaya ikisinin de niyeti yoktu. Giderek şehveti artan ortamı tek bir telefonun çalması bozmuştu. Gerçi hemen de bozamamıştı. İlk önce fark bile etmemişlerdi. Çalmaya devam ettikçe Asi ayrılıp kimin telefonu olduğunu anlamak için odaya bir bakış attı. Kendi telefonundan geliyordu.
"Bakmak zorunda değilsin."
"Biliyorum ama. Bir saniye dur burada." deyip koltukta bıraktığı çalmaya devam eden telefonuna yaklaştı ve ekranda Çağla'nın adını gördü.
Açamama sebebi ikiziyle deli gibi öpüşüyor olması olduğu için açmak zorunda hissetti o an ve açtı.
"Efendim."
"Kuzum, çağırdığında işim vardı, gelemedim. Müsait misin şimdi?"
"Müsaitim." Değildi. Belli bir şekilde değildi ama müsaitlik yaratabilirdi o an için de olsa.
"Süper. Senden önce Melike'yi de aradım. Bizim kafede buluşalım mı yarım saate falan? Tabii müsait değilsen başka bir zaman da-"
"Olur!" deyivermişti Asi. Konuşmadan önce düşünüyor muydu hiç?!
"Tamam, benim de sizle konuşmak istediğim bir şey vardı zaten. Konuşuruz gelince."
"Konuşuruz. Bye bye!" diyerek telefonu kapattı ve bıraktığı yerde cidden duran ve konuşmalarına anlam vermeye çalışan Alaz'a döndü. Devam etmeyecekleri açıktı.
"Benim yarım saat içinde karşıya geçmem gerekiyor."
"E ama kayıtlar?"
"Biliyorum. Biliyorum ama ağzımdan çıktı işte öyle. Panikledim. Şimdi de gitmem gerekiyor."
"Ben bırakırım seni."
"Olmaz!" Biraz yüksek çıkmıştı sesi. Kendini sakinleştirip yeniden konuştu. "Olmaz çünkü, Çağla falan orada olacak."
"Bu mu sorun? Çok sorun olursa bir sokak geride bırakırım. Ama beraber gideceğiz. İtiraz kabul etmiyorum."
Ve etmedi de. Cidden karşıya birlikte geçtiler. Asi arabada onu ne halde bıraktığıyla biraz daha yüzleşti.
Asi kafenin yakınlarındaki bir sokakta birden bire indi ve sadece Melike'nin bulunduğu masaya ilerledi. Demek Çağla henüz gelmemişti.
Melike ve Asi'nin yanaklarının renginden konuşurken Çağla birden masada beliriverdi. Kızların önüne birer broşür de iliştirmişti.
"Ne bunlar?"
"Okusanıza!"
"Soysalan Hotel Erciyes." diye sesli bir şekilde okudu broşürün en üstünde büyük harflerle yazanı Asi.
"Yani, ne demek oluyor bu?" diye devam etti Melike.
Yani, demek oluyor ki, sınav haftası sonrası bizim otele kış tatiline gidelim diyorum."
